En güzel günlerimiz kadınların özgürlüğü ile gelecek

 

Bir kadın, gecenin ilerleyen bir saatinde ıssız bir sokakta çıplak bir halde dolaşsa bile bir erkeğin ona tecavüz etmeye hakkı yoktur. Hatta öyle ki bu kaide, karı koca için bile geçerlidir. Kadın, ‘hayır’ diyorsa bu hayırdır.

şule çet ile ilgili görsel sonucukadın cinayetleri politiktir ile ilgili görsel sonucu

Zor zanaattir ataerkil düşüncelerin güçlü olduğu kapalı bir toplumda kadın olmak. Hayatın onun omuzlarına yüklediği sorumluluk yetmezmiş gibi bir de çevresinde kendisine yönelik aksi davranışların ceremesini çekip, iki taraflı bir savaşı yürütmek zorunda kalır. Öyle ki böylesi bir atmosferde ne yaparsa yapsın, haksız bulunup, suçlanan taraf yine kendisi olacak; hakkını savunmak için ayağa kalkmasına bile izin verilmeyecektir.

Giyiminden kuşamına, davranışlarından düşüncelerine kadar her şeyi tam bir gözetim altındadır. Sanki kendi kararlarını kendisi veremezmiş gibi daima bir erkek aklı tarafından yönlendirilmesi elzem kabul edilir. Ne tür kıyafetleri giyeceği, toplum içinde nasıl davranacağı, kimi seveceği ve sevgisini nasıl yaşayacağı gibi onu yakından ilgilendiren hususlar, bu anlayış doğrultusunda elinden alınıp, yine otoriter bir aklın güdümünde tutulur. Erkek her istediğini yapmakta özgürken, kadın bunun yalnızca onda birini yaparsa, isminin yanına alelacele yakışıksız sıfatlar konuluyor, olası bir mağduriyette suç yine onun omuzlarının üzerine yıkılıyor.

Bu bayağı düşüncenin genel metaforu, kadının yalnızca cinsel ihtiyacı gidermek, çocuk doğurmak, ev işleri ile ilgilenmek, yemek yapmak ve hemen her konuda daima alttan alan bir pozisyonda yer almak için yaratıldığı tezi üzerine dayanıyor. Bu çağdışı düşünceye sahip olan kişiye göre, ‘kadın düşünemez, mantıklı kararlar veremez, bir işin üstesinden gelemez ve kendi başına ayakları üzerinde duramaz. Bu yüzden mutlaka bir erkeğin gölgesi altında yaşaması gerekir…’

Oysa tarihin ışığı doğrultusunda biliyoruz ki, kadın aklı, insanlığın uzun soluklu serüvenine fevkalade katkılar sunmuştur. Hem de bunu, çağın baskıcı unsurlarına ve geleneklerin dışlayıcı baskısına karşı mücadele ederek yapmıştır. Şöyle bir soru gelebilir; başarılı erkek sayısına göre başarılı kadın sayısı neden bu kadar az? Arzu ederseniz bu soruya, kadın mücadelesinde önemli bir yeri olan Fransız yazar Simone de Beauvoir’in özetleyici şu sözleri ile cevap vereyim;

“Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşırıyoruz; kanatlarını kesiyoruz, sonra da uçamıyor diye yakınıyoruz…”

Tabi bu kadarla da kalmıyoruz. Suçunu sabit gördüğümüz! kadınlara şiddet uyguluyor, isteklerimizi kabul etmesi için baskı yapıyor, gelişimine ve ilerlemesine izin vermiyor ve nihayetinde sözümüzü dinletemediğimiz anlarda onları öldürüyoruz. Sadece son bir yılda kadına yönelik şiddet, tecavüz ve cinayet haberleri öylesine arttı ki, insanlık olarak geldiğimiz bu nokta, başımızı önümüze eğip, bu utançla yaşamamız için fazlasıyla kötü.

Kadının elinden reddetme hakkını aldık. Eğer bir erkek ondan hoşlanıyor ise bu durumda kadının yapması gereken buna olumlu karşılık vermek. Aksi halde mağduriyet yaşayan taraf yine kadın oluyor. Mahkemeler bu hususta yeterli adaleti sağlayamadığı için de kadının kendisini ve hakkını korumak için başlattığı hak arama mücadelesi, daha başlamadan ümitsiz bir manzara ile bitiveriyor. Zira şiddet uygulayan, taciz eden ve daha da fazlasını yapan taraf, göstermelik bir soruşturma kapsamında gözaltına alınıp, bir senesi bile dolmadan cezaevinden salıveriliyor. İntikam ve öfke duyguları ile dolu olan bu iğreti ruh hali, kaldığı yerden söz konusu kadına hayatı zindan etmeye devam ediyor. Hem de mahkemenin sebep olduğu bir adli skandal sonucu… Böylesi bir rezillikte, kadın, adalete olan güvenini daha ne kadar koruyabilir ki?

 

şule çet ile ilgili görsel sonucu

Daha geçenlerde Şule Çet davasında yaşanan rezilliğe tanık olmadık mı? Adli tıp uzmanından avukatına kadar kötülüğün nasıl organize bir halde hareket ettiğini izledik. Meslek etiğine, insanlık onuruna yakışmayan sözler edildi. Hayatını kaybetmiş bir kadının bekareti bile konu edildi ve bir avukat, mesleğine, insanlık değerlerine ihanet edercesine bunu kullanıp, müvekkilini kurtarmanın yollarını aradı. Onun gerici aklına göre, bekaretini kaybetmiş bir kadın ölümü zaten hak etmiş oluyordu. Hatta öyle ki, eğer kadın, bir erkekle özel bir yerde onunla içki içmeyi kabul etmişse, cinsel ilişkiye girmeye de razı olmuş demektir, gibisinden bayağının da bayağı bir sonuca ulaşılıyordu. Kadının ‘hayır’ deme hakkı olmadığı gibi ‘yaşamaya’ da hakkı yoktu. Çünkü her şeyin en iyisini ve en doğrusunu bu gerici kafalar biliyordu!!!

Bir kadın, gecenin ilerleyen bir saatinde ıssız bir sokakta çıplak bir halde dolaşsa bile bir erkeğin ona tecavüz etmeye hakkı yoktur. Hatta öyle ki bu kaide, karı koca için bile geçerlidir. Kadın, ‘hayır’ diyorsa bu hayırdır. Kadın istemiyorsa, onu zorlayamaz, şiddet uygulayamazsın. Aksi halde bu ciddi bir suçtur ve medeni toplumlarda cezai yaptırım gerektirir… Ama gelin görün ki bu satırlarım, her ne kadar size olması gerekeni yansıtsa da, bunun pratiğine kapalı toplumlarda pek rastlamayız. Kadını, karanlık bir dünyaya hapseden bencil erkek aklı, onu hayatının sonuna kadar yönetme ve yönlendirme hakkını da kendisinde buluyor. Evleninceye kadar babasının ve erkek kardeşlerinin idaresinde olan kadın, sanki birer hayvanmış gibi, evlendirildikten sonra da yuları! erkeğin ellerine teslim ediliyor. Bu yüzyılda da kadına yönelik sığ bakış açısında bir değişiklik yok ne yazık ki…

Şu bir gerçek ki, özgürlük ve eşitlik adına yürütülen bir mücadele, içinde kadınlar olmadan asla ama asla düşünülemez. Kadın, içine hapsedilmek istenen kafesi kırarak, özgürlüğünü karanlığın baskıcı ellerinden kopartıp, tamamen bağımsız olduğunda, bu, doğal olarak insanlığın özlenen özgürlüğünü de getirecektir… Bu satırları size yazan bir erkek olarak buna candan inanıyorum. Kadınlar er ya da geç önlerine çekilen perdeyi yırtıp, daha güzel bir dünyanın inşasında en önde olacak ve bize umut etmeyi, direnmeyi ve cesur olmayı öğretecekler… Selam olsun özgür bir dünya için savaşıp, artlarında saygın ve öğretici hatıralar bırakan savaşçı kadınlara! En güzel günlerimiz kadınların özgürlüğü ile gelecek…

Erhan SEZER

Kaynak : Fersude

 

İlginizi çekebilir