ELEŞTİREL erkeklik DATÇA inisiyatifi -TEMEL POLİTİKA BELGESİ

TEMEL POLİTİKA BELGESİ

ELEŞTİREL erkeklik DATÇA inisiyatifi

(EeDi)

Taslak metin

TEMEL POLİTİKA BELGESİ

I.

BİZ KİMİZ?

BİZ SİZİN “BİLDİĞİNİZ” erkeklerdeniz!

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi (EeDi) yola çıkıyor!

Kendimizi sorgulama yükünü, eşit ilişkiler içinde olduğumuzu varsaydığımız başkalarının sırtından kendi omuzlarımıza almak için yola çıkıyoruz.

Elbette sorulacak sorularımız, verilecek yanıtlarımız var. Elbette eril dünyanın paydaşları ve suç ortakları olarak vermemiz gereken bir hesap olduğu gibi, kendisindenözgürleştirilmesi gereken bir “erkekliğimiz” var! Ancak dünden bugüne paydaşı ve ortağı olduğumuz eril iktidar şebekelerinden, ne kadar aksini iddia edersek edelim, nesnel ve öznel olarak nemalanmaya devam ediyoruz. Aynı zamanda bu nesnellik ve öznellik zeminiyle yüzleşmeden, mümkün olabildiğince hesaplaşmadan, bir özgürleşmeden söz etmek, özgürleşme yükümlülüğümüzü de ezilenlerin sırtına yüklemekten öte bir anlam taşımayacaktır!

Çeşitli feminizmlere, kadın ve LGBTİ+ hareketlerine bir yanıt ya da destek vermek için yola çıkmıyoruz. Sadece onların mücadelelerinden ve birikimlerinden hareketle kendi erkekliğimizi eleştirel bir sorgulamaya tabi tutmak, kendi kendimize sorular yöneltmek için yola çıkıyoruz.

Öyleyse ilk adım olarak, erilliğin, erkekliğin ve erkeklerin faili olduğu her suçta, yaşattığı her taciz ve tecavüzde doğrudan ve dolaylı olarak payımızın olduğunu, tam da bu erkeklik suçları üstünde yükselen ve kendini sürdürmeye devam eden eril iktidar şebekelerinin paydaşı ve suç ortağı olduğumuzu kabul ederek yola çıkıyoruz.

Siz kimsiniz diye soracak herkese bütün açık yürekliliğimizle aynı yanıtı veriyoruz: Biz, sizin bildiğiniz o erkeklerdeniz! 

Karanlık bir sokakta, sokağın karanlığından daha karanlık gölgesini önünüze düşürmek için müphem adım sesleriyle adımlarınızı kovalayan biziz.  Nemalandığımız eril düzenin bin bir parçası olarak, erkek saymadığımız her kimse, onu her biçimde ortadan kaldırarak kendi eril bütünlük hayalini üstlenen ve yeniden inşa etmeye çalışanlarız. Biz-olmayanı eşitlik ve özgürlükten yoksun kıldıkça kendini özgür ve eşit sanan; fabrikada işçi, evinde patron, emniyette işkenceci, yuvasında şefkatini öfkeyle gösteren bir baba. Kendini var etmek ve güçlü hissetmek için evde, toplu taşıma araçlarında, gecelerin karanlığında, işyerlerinde ezmek, sindirmek, taciz etmek için fırsat kollayan, iktidar tapıncıyla muktedir olmaya çabalayan biziz.

Evet, biz, sizin bildiğiniz erkeklerdeniz!

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi (EeDi) yola çıkıyor! Ama bir hak hareketi olarak değil!

Erkekler olarak kimseden, hele de kadınlardan, çocuklardan, LGBTİ+’lardan alacağımız yok. Aynı şekilde, her ne kadar eril düzenin failiyken aynı zamanda mağduru da olsak, hiçbir topluluk önünde sızlanmaya, erkekler olarak bize haksızlık edildiğini ileri sürmeye, anlayış dilenmeye hakkımız olmadığının bilincindeyiz.

Önünde diz çöküp sızlandığımız,  “ama hiç de öyle erkeklerden olmadığımızı” iddia ettiğimiz her kadının ve LGBTİ+’ın önünde, bizden çok önce, kim bilir kaç erkeğin aynı biçimde sızlandığını, bu yersiz, haksız, bulaştığı her kabın şeklini alan, biçimsiz, gayri-estetik sızlanmanın tam da eril iktidar şebekelerinin temel gıdalarının başında geldiğini kabul ediyoruz!

Sızlanmak, mızmızlanmak, sözüm ona doğru anlaşılmak, sözüm ona bilindik erkeklerle aynı kefeye konulmamak türünden bir hak talebimiz olmadığı gibi, aksine kendi erkekliğimizi kendi ellerimizle de sorgulamak ve kendimiz ile “kendimiz” arasında hesap sorulabilirlik ve hesap verilebilirliği mümkün kılacak bir mesafe açmak için yola çıkıyoruz!

Ancak sanılmasın ki boğazımıza kadar bir aşağılık ve suçluluk duygusuna batmış olarak yola çıkıyoruz. Elbette kendimizi son derece negatif ve hatta özcü terimlerle işaretleyebiliriz ama önemsediğimiz şey, bundan öte, bu imkanın farkına varmak, fark edileni dillendirme cesareti gösterebilmek ve nihayet buna karşı, tek tek ya da toplu olarak bir mücadeleye girişebilmektir ki bunu yapması gerekenler öncelikle bizleriz.

Şimdiye değin, çeşitli kesimlere karşı erkekler ve erkeklik tarafından işlenmiş suçların da paydaşı olduğumuzu  açıkça ilan ederken kendimizi, erkek ve erkekliğin ezdiği kesimlere karşı bir tür kahraman, bir tür fedakar erkek olarak işaretlemekten utanç duyarız. Ne kahramanlık, ne fedakarlık: Erkekler olarak sistemin çarkları, dişlileri, vidaları biziz: Çıplak hakikati kabul etmek zorunluluğu.

Bizler, aşağıda yalnızca bir soyadından ibaret, eril tertibat dirimselliğini sürdürdüğü ve ondan nemalandığımız ölçüde hiçbir zaman bir adı olamayacak, Datça’da yaşayan bir grup erkek; biliyoruz ki her birimiz birbirimizden farklıyız. Birimizin yaptığını diğerimiz yapmaz; berikinin bildiğini öteki bilmez; huyumuz var huyumuza, suyumuz var suyumuza benzemez. Ama aynı anda farklı erkeklik hallerimizin, biçimlerimizin varlığı erkek olarak “aynı gemide” yer aldığımızı inkara vesile olmadığı gibi, her birimizin farklı erkekliklerinin, hegemonik erkeklik biçimleriyle en hafif ifadesiyle, en azından temasta, hatta en ağır ifadesiyle onunla özdeş olabildiği gerçeği ve ihtimaline de gözlerimizi fal taşı gibi açıyoruz! Açmak zorundayız; çünkü eril tertibatın, hiyerarşik, otoriter, eşitsizlikçi ve özgürlük düşmanı zehirleyici söylem ve yapılarının, kendisine karşı mücadele vermeye çalışan kadın hareketi ile LGBTİ+ hareketine bile sürekli sızmaya çalıştığını görüyoruz.

Bu bağlamda, erkekler olarak ister heteroseksüel, ister gey, biseksüel, ister interseks, trans ya da aseksüel olalım, en başta aramızdaki sınıf farklarını biliyoruz. Elbette binlerce işçinin emek sömürüsü ve hatta yaşam hakkının gaspıyla beslenen burjuva erkek ve erkeklikle, o burjuva erkeği yaşam hakkının gasp edilmesiyle besleyen işçi erkek ve erkekliğin aynı biçimde, aynı düzlemde anlaşılmasının yetersiz kalacağının farkındayız.

Ama farkında olduğumuz bir başka şey daha var: O burjuva erkekle o işçi erkeğin farklı araçlarla, yöntemlerle, olanakla olsa bile, yollarının en azından paralelleştiği, hatta çoğunlukla kesiştiği birden çok patika bulunmaktadır. Eril tertibatın hala çok güçlü bir akıntı olarak varlığını sürdürmesini sağlayan küçük derelerle, çaylarla beslenmeyi sürdürmesi, bir sürekliliği güvenceye almış olmasıdır. Biliyoruz ki aralarındaki farklar ne olursa olsun, erkekler için hiçbir zaman bir “ilk kez” yoktur!

Erkeklik bulaşıcıdır;  erkekten erkeğe ve herkese geçer. Bir erkek olarak cinsel deneyimlerimiz bile erkekler arasındaki bir suç ortaklığından başka bir şey değildir. Bu süreklilik gereğidir ki ilk cinsel deneyimimiz “ilk kez” olmaz, “milli olmak” olur. Ancak cinsel organlarımızın kalkışa, girişe, fethe ve istilaya indirgenmiş işleviyle bir topluluğun, bir ulusun, bir toplumsallığın parçası olarak kabul ediliyoruz ve bu gerçekleşmeden, asla “milli” sayılmıyoruz! Yetmiyor; bu “milli” vasfımızı militarist pratiklerle donatmamız  şart koşuluyor.

Eril tertibat, erkekliğin sürekliliğinden beslenirken, mülkiyeti kendisine ait olmak üzere namus kavramını kadınların sırtına yıkarak, kadınlığın süreklilik zincirini kırıp, onları attıkları her adımda bir “ilk kez’le” damgalamaktan geri durmuyor.  Kadının her ilk’i, erkeğin kadın üzerinde taşıtıp sahiplendiği namus için bir tehdit oluştururken, kadınlar bu ilki babalarının, erkek kardeşlerinin, dedelerinin, dayılarının, amcalarının, kocalarının tasarrufuna terk etmek zorunda bırakılıyorlar!

O yüzdendir ki yaygınca bilindiğinin aksine, “adları olmayan kadınlar değil, erkeklerdir. Kadınların bir adı vardır ama bir soyadı yoktur, çünkü soyadlarına ihtiyaçları yoktur. Soyadı hep erkeğin hakkıdır.”

Bu nedenle, biz erkekler kendi en yakınımızdakine, ailemizdeki kadınlara, annelere, kız kardeşlere, kız çocuklarına tecavüz etsek de ailemizin ve soyadımızın namusu lekelenmiyor ama bir kadın kırk kapı yabancı biriyle birlikte olursa, soyadımız lekeleniyor, namusumuz kirleniyor! Biz, erkekler ancak bir soyadıyız! Bir sürekliliğin taşıyıcıları.

Ne zaman bir ad sahibi olmaya kalkışsak tüm sözcüklerin eril dilsel tertibatın istilasına uğramış olduğunun farkına varıyoruz. Biraz da bu dilsizliğimiz bizi kendi adımızla konuşmaya kalkıştığımız her seferinde mağduriyet söylemlerine, sızlanmalara, “Issız Adam” pozlarına, derin, hülyalı, sözüm ona romantik zırvalıklara mahkum ediyor!

EeDi’nin en temel amaçlarından biri bu dil yoksunluğu ile mahkum ettiklerine karşı farkındalık yaratmak, mümkünse, bu zindan duvarından küçük tuğlalar düşürebilmektir.

Kadınlara, LGBTİ+’lara, çocuklara, başta hayvanlar olmak üzere canlılara yönelen şiddetin anormal, beklenmeyecek, kabul edilemez, sapıklık, hastalık hali, arızi, istisnai, kendini bilmezlik, vahşilik, barbarlık, medeniyet yoksunluğu, görgüsüzlük, terbiyesizlik gibi terimlerle, arkadan arkaya sözüm ona bir normu varsayan ve bu normdan sapmayla açıklanabilecek bir olgu olmadığını; aksine eşitlikçi toplulukların tasfiyesinden bugüne, farklı biçimler ve yoğunluklar gösterse de toplumu mümkün kılan temel eril normun en temel tezahürü olduğunu kabul ve beyan ediyoruz. 

Bu anlamda, sözüm ona türsel olarak insanı temel aldığı iddiasıyla, en başta kadınlarla erkekler arasında kategorik ayrımcılık yaptığımızı, nihayetinde “kadının kadın, erkeğin erkek” olduğu varsayımıyla önemli olanın insanlık olduğunu ileri sürmeye yeltenen, nihayetinde de erkeklerin fail olduğu her şeyi testosteron gibi biyolojik farklılıklara bağlayan her soy biyolojizmi ve doğallaştırma girişimini kesinlikle reddediyoruz!

Uygarlıkların ve dillerin gelişim tarihlerinden biliyoruz ki belirli bir andan itibaren İnsan, erkekten başka bir şey değildir! İnsan-erkek kültürel bir varlık olarak ister bir yaratım, isterse kendi kendisinin bir inşası olarak selamlanıp kutsanırken, kadınlar daima erkek-olmayan üzerinden İnsan-dışına atılmakta, bununla da yetinilmeyip, sözüm ona doğal ve hatta evrimsel olduğu utanmazca söylenen özellikleriyle, insani-erkeğe ait olanı istikrarsızlaştıran, kararsız kılan, kaosa sürükleyebilen, dolayısıyla da sürekli erkeğin denetimi altında olması gereken bir tehdit unsuru olarak kodlanmaktadır.

İnsan terimi üzerinde toplumsal-kimliksel cinsiyetlerarası eşitsizliklerin üstünü örten ve hatta kadınlara, LGBTİ+’lara karşı hak ileri sürme hadsizliğini gösteren hiçbir anlayışı kabul etmiyoruz! Bu bağlamda kabul ettiğimiz tek şey, İnsan’ı ele geçiren erkek dünyasının bir parçası ve bu dünyadan ayrıcalıklı bir biçimde beslenen erkekler olarak, kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’lar karşısında artık daha fazla İnsan-erkek olmaktan utandığımız ve bu fazlalığın erkekler olarak bizleri de katlanılmaz bir yıkıma sürüklediğinin farkında oluşumuzdur!

Bugün, içinde yaşadığımız bu ülkede, en başta kadınlar ve çocuklar gelmek üzere, normatif erkekliğin erkek saymadığı, erkekler de dahil olmak üzere, her kesimden canlıya yönelen şiddet, özellikle kadınlar ve LGBTİ+’lar söz konusu olduğunda apaçık bir savaş halidir. Söz konusu olan savaşta artık kadınlar gün gün birden çok sayıda katledilmekte, akla hayale gelmedik öldürme biçimleriyle hayatları ellerinden alınmaktadır. Kadınlara yönelik bu katliam artık apaçık bir cinskırımdır! Cinskırım olarak kadınlara ilan edilen bu savaşta, öldürülmeyenler itaate, değersiz ya da ikincil konumlara zorlanmak için, toplumun bütün yüzeylerinde ve bütün düzeylerinde ya tacize, tecavüze uğramakta ya da öldürülme, taciz, tecavüz, açlık, yoksulluk ve yoksunluk korkusu üzerinden rehin alınmaktadır!

Medyanın bütün aygıtlarında ve platformlarında cinskırımın teşvikçisi, savunucusu, teşvik edicisi sesler artık apaçık ve çekinmeksizin normatif erkeklik dışında kalan bütün biçimlere en ağza alınmayacak biçimde saldırmaktan geri durmadıkları gibi, devletin merkezinin olması gerektiği yerde, sanki bir devlet, hangi biçimiyle ele alınırsa alınsın, yokmuş gibi, köle kadın ticareti yapılabilmekte ve en başta devletin, eril tertibatın bir ürünü olduğu açığa çıkmaktadır.

Bu da açıkça göstermektedir ki kadınlar başta gelmek üzere norm dışı sayılanlara yönelik eril şiddet toplumu ve toplumsalı mümkün kılan tertibatın her düzey ve yüzeyinde yuvalanıp kendini yeniden yeniden üretirken, aynı zamanda tüm düzey ve yüzeyleri de kolayca onarılamaz bir biçimde tahrip etmektedir. Bu çerçevede cinsel, dinsel, hukuksal ve nihayet siyasal tertibat bireysel erkek ve erkekliklerin inkar edilemez failliği bir yana, apaçık bu erkek ve erkeklikleri teşvik etmekte, meşrulaştırmakta, kışkırtmakta, savunmakta ve dahası ödüllendirmektedir.

Öyle ki en yakınındaki kadını, LGBT+’yı çeşitli biçimlerde öldüren her erkek, mevcut eril hukuki tertibatın kendisini azami düzeyde korumak için işletileceğini ve hayatını, hiçbir şey yapmamış gibi kaldığı yerden sürdürebileceğini, hatta tecavüz ettiğiyle, devlet eliyle evlendirilerek işkenceci vasfını sürdürebileceğini kestirebilmektedir!

Biz erkekler, kendimizi ne kadar böyle erkeklerden olmadığımızı ileri sürerek kandırmaya çalışsak da, en başta hukuksal ve siyasal tertibatın sunduğu bu olanaklar potansiyel olarak, her erkeğe sunulmaktadır! Ne yazık ki nesnel durum budur!

Hukuksal tertibat, cinskırım savaşına dönüşmüş bu şiddeti çeşitli biçimlerde hem görmezden gelip, hem de etkili adımlarlarla norm-erkekliğin yanında saf tutarken, siyasal tertibat bununla yetinmeyip belirli ölçüler ve sınırlar içinde kadınlar için görece güvence olarak kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden kendi attığı imzayı geri çekme peşindedir. 

Hatta nereden, nasıl alındığı belli olmayan akademik derecelerin titrini taşıyan kimi heteroseksist norm-erkekler, İstanbul Sözleşmesi’nin kan dökülmesine neden olacağını sayıklayarak sözleşmeyi savunan kadın hareketini tehdit etmekten geri durmamakta ve siyasal tertibatın değirmenine dinsel tertibattan da su taşımaktadır! Norm-dışı erkekliklerin/erkeklerin en büyük düşmanı olarak artık giderek kendisini siyasal tertibatın ana gövdesi yerine geçirmeye çalışan dinsel tertibatın aktörleri ise, fallik bir unsur olarak ellerinde tuttukları kılıcı gözümüze sokmaktadırlar. O kılıca temsiline soyundukları dinin teolojisinden ve hatta kendi kalemleriyle yazdıkları tarihinden su veremedikleri ölçüde, Türk milliyetçiliğinin şövenist bataklığından kalburla su taşımak peşindedir!

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi kayıtsız koşulsuz İstanbul Sözleşmesi’ni sahiplenir; her koşulda savunur ve savunanların yanında saf tutar! Aynı şekilde 6284 sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un uygulanmasını talep eder. Ayrıca, EeDi TCK 103’ün çocukları koruyan özelliklerinin ortadan kaldırılmasına, çocuk istismarcılarına karşı af getirilmesi girişimlerine ve istismarcıları teşvik eden çocukluk yaşının daha da düşürülme girişimlerine kesinlikle karşıdır. Ayrıca inisiyatifimiz siyasal, ekonomik, hukuksal ve toplumsal düzeylerin tümünde, kadınlar ve LGBTİ+’lar için pozitif ayrımcılığı savunur.  

Yanına sicilleri tescilli irili ufaklı ortaklarını da alarak, adeta “Milli ve yerli bir cinsiyet rejimi” inşa edercesine, artık her yeri dökülen, dikiş tutmaz, hiçbir çuvala sığdırılamayan ataerkil mızrağı kadınların ve heteroseksist norm-dışı her kesimin bağrına dayayan siyasal tertibat, zaten gerekliliklerini yerine getirmekten özenle kaçındığı İstanbul Sözleşmesi’ni başlıca düşman ilan etmekte, ancak bununla yetinmeyeceğinin, en başta kadınların eşit yurttaşlık ilkesinden kaynaklanan en temel haklarını, Medeni Kanun, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gibi başka temel kanunları da çok geçmeden başlıca düşmanlar katarına katacağının tüm işaretlerini sunmaktadır. Dinsel tertibatı seferber ederek zaten hali hazırda eşitlik gibi bir anlayışının olmadığını her fırsatta dile getiren iktidar biyoloji, tıp, psikoloji, psikiyatri ve çeşitli disiplinleriyle sosyal bilim disiplinlerinin kılığına bürünmüş sahte bilimcileri eliyle aile denilen ve artık bir zulüm yuvasına dönüşmüş yapıyı cinsel tertibat üzerinden kutsamaktadır.

Ayrıca, kamu gücü ve otoritesini kullanan eril failler, en başta askerler ve her düzeyde güvenlik görevlileri, polisler, bekçiler gelmek üzere işledikleri eril suçlar nedeniyle ne yazık ki kamu otoritesinin birden çok düzeyinde korunup kollanmakta, aynı şekilde suç ortakları kovuşturmaya uğramamakta, bu faillerle ilgili dosyalar olabildiğince hızla kapatılabilmekte ya da sümen altı edilebilmektedir. Dahası, kamu gücüne yaslanarak eril suçlar işleyen bu faillerin eylemleri sonucu hayatlarını kaybedenlerin yakınları ya da hayatta kalıp ağır sorunlarla baş etmek zorunda kalanlar, aynı failler, onların kurumları ve suç ortakları tarafından ağır bir baskı ve kuşatma altına alınmakta, hatta cenazelerinin bile ailelerinden, yakınlarından, sevdiklerinden, kamuoyundan kaçırıldığı örnekler bulunmaktadır.  Bu olay ve olgular, insana, siyasete, hukuka ilişkin hangi terimlerle açıklanmaya çalışılırsa çalışılsın, ne meşrulaştırılabilir, ne de kendini insan sayan biri tarafından kabul edilebilir.

İstanbul Sözleşmesi’ni siyasal-hukuksal alanın gerçekliğinden kopuk bir biçimde anti-kapitalist ve özellikle anti-emperyalist maskeleriyle burjuvazinin bir oyunu sayıp bize hayali bir sosyalist norm üzerinden özgürlük vaad ederek sözleşmeye karşı çıkanların da, hukuksal bir metnin bütün sorunları çözeceğini ileri süren kuzu görünümlü liberal kurtların da en az bizler kadar erkek olduğunun farkındayız!

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifinin en temel amaçlarından biri, öyle sunulsa da, yalnızca kadınlara ilişkin bir kategori ve sorun alanı olmayan toplumsal cinsiyet kategorisinin, erkekliği görünmez kılan, bu görünmezlikten güç alarak, hepimizin paydaşı olduğu erkek egemen rejimden nemalanmayı sürdüren kullanım ve icra biçimlerine karşı çıkmaktır. EeDi, bu biçimlere ilişkin muhalif bir arayışın ifadesidir. Bu arayışın, en azından yerel Datça ölçeğinde kamusal bir duyarlılıkla karşılanması için çeşitli etkinlikler gerçekleştirme amacını güder. 

Erkek aktör ya da fail olmanın görünmezliği öylesine bir boyuta ulaşmıştır ki bugün kadın katillerinin adları, görüntüleri, özel hayatı özenle saklanıp gözlerden kaçırılırken, katillerin öldürdüklerinin adları açıkça yazılmamakla yetinilmeyip fotoğrafları ve hayatlarının en mahrem anları bile didiklenerek kamuoyu rolüne soyunan tetikçi medyanın önüne pornografik bir iştahla fırlatılmaktadır. Böylece bir kadın, bir LGBTİ+ öldürülmüş olsa bile, fail-katil daha ilk anda bile görünmez kılınmakta, görünmek zorunda bırakıldığında ise derhal cinayetin suçu, ölenin sırtına vurulmaktadır. Kadınlar, haklı olarak kendi kayıplarının yasını tutup adlarını mıh gibi akıllarına kazırken, ne yazık ki erkekler, kendi içlerinden çıkan, kendi içlerinde yaşayan erkeklerin adını bile hatırlamayarak, bir kez daha ellerini suçtan arındırmaktadırlar. Görünmezliğe sığınarak suçtan kendini soyutlamak, bizler için ne kabul edilebilir ne de sürdürebilir bir çaredir.

Kendimizi gizleyerek değil, başımızı kuma gömerek değil, kendimizin “o erkeklerden olmadığını” sürekli iddia edip dolanarak değil, ancak açık alana çıkarak nefes alabiliriz; aksi halde yalnızca ve yalnızca tam da iddialarımızın aksine, bir erkek olarak yekpare olduğumuzu kabul etmiş oluruz. EeDi bu yekpareliği kesinlikle reddeder; en başta kabul ederiz ki ister makro, isterse mikro iktidarlardan söz edilsin, erkekler arasındaki iktidar paylaşımı eşit değildir! Elbette, iktidar paylaşımı eşitsizliğinin erkek dünyasındaki tezahüründen hareketle, “erkekliğin en çok erkeği ezdiğini” iddia etmeyeceğiz. Eril tertibat erkeği de ezmesine karşın, açıktır ki erkeğin ezildiği yerde kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar öldürülmektedir! Böylesi bir karşılaştırma ve farklı kesimlerin hikayeleri arasında bir tür denklik arayışı bile, toksik erkekliğin değirmenine su taşır!

Ancak özellikle baskın bir biçimde eril bir dilin tüm yaşantımızı istila etmesi, tam da hepimizi aynı kefede tanımlamaktadır. Oysa erkekler olarak hepimiz farklı erkeklikler icra ediyoruz. Çünkü hiçbirimiz “erkek” olarak doğmuyoruz; erkek oluyoruz! 

EeDi olarak bizi olduğumuz haliyle değil, doğduğumuz haliyle olmaya ve ölmeye yazgılı kılan ataerkil sistemi bütün boyutlarıyla reddettiğimizi, bu sistemin bir parçası olmayı kabul etmediğimizi, sistemin dışında olduğumuzu ilan etmeyi kimse bizden daha fazla isteyemezdi. Ama farkındayız ki bundan daha büyük bir aldatmaca ve yalan da söylenmemiş olurdu! Yalanlara sığınmayı reddediyoruz! Sistemin içindeyiz, bir parçasıyız, yeniden üreticisi, sistemden besleneniz!

Kendimizi dağlara taşlara vurup mağaraya kapansak bile, düşünmemizi mümkün kılan mevcut eril dilimiz bizi bir erkek olarak yoğurmaya devam edecektir. Bu anlayıştan hareketle EeDi eril düşünme, söyleme, paylaşma, sembolleştirme vb. biçimlerle birlikte bu biçimlerin içinde icra edilen tutum ve davranışlara, eylem biçimlerine karşı farkındalığı yaygınlaştırmayı, bu farkındalığı hakim kılmak için çalışmalar yapmayı ve bu eril biçimlere karşı mücadeleyi esas alır. Öyleyse, öncelikli işlerimizden biri içimizdeki katilin, tecavüzcünün, köle tüccarının adını asla unutturmamaktır! Bu isimleri zihnimize bir damga gibi kazıdıkça, eril tertibatın binlerce yıldır bize anlattığı ideal bir erkekliğin olmadığını, hiç kimsenin hayali bir erkeklikten sapma oluşturmadığını, ideal erkeğin yokluğu karşısında, erkekliklerin varlığını ve erkekliklerin yalnızca zihinsel, dilsel bir yapıntı değil, pratikler bütünü olarak deneyimsellikler ortaklığını işaret edeceğini kabul ediyoruz.

Bu kabulden hareketle, EeDi’nin merkezinde kadın sorunu ya da benzeri adlandırmalarla ifade edilmeye çalışılan herhangi bir sorun değil, tam da bir sorun olarak erkeklik ve erkek durur! Bu çerçeve içinde, kadın hareketleri ile LGBTİ+ hareketlerini, he ne kadar her düzeyde birlikte anıyor olsak da, birbirine indirgemeyi, biri diğerini soğuracak ve yadsıyacak şekilde kavramayı, elbette kendimizi de bu iki hareket grubunun çok geç kalmış bir taklidi ya da kopyası olarak görmüyoruz!

Bizler, bu inisiyatifin bileşeni erkekler olarak kadınlar ve heteroseksist, heteronormatif tertibatın tüm ötekileriyle birlikte eşit bir yaşamın mümkün olabilirliği hayalciliğini üstleniyor ve savunuyoruz.

İnisiyatifimiz erkek/erkekliği temel sorun olarak kodlayıp merkezine koymuş olmasına karşın, temel bakış açısı gereği, en başta kadınlar gelmek üzere, hiç kimseye ders vermek, sözüm ona yanlışlarını düzeltmek ya da kof bir kibirle bilinçlendirmek, kadınların ya da ötekilerin yerine geçmek, onlardan rol çalmak, onların eylemlilik zeminlerini baskılamak ve kendi amaçları için araçsallaştırmak gibi amaçlar gütmez, faaliyetler yürütmez,  bu ve benzeri türden tutum ve davranışları, eylemleri asla onaylamaz ve gücü yettiğince karşı çıkar!

EeDi’nin en temel problemi şudur: Biz, erkekler olarak hegemonik erkekliğe, güçlülük mitine, heteroseksizme ve heteronormativiteye nasıl bağlanıyoruz, bunlarla nasıl bütünleşiyoruz, eril iktidar şebekesinin parçası haline nasıl geliyoruz/getiriliyoruz; özcesi erkekler olarak bu eril tertibatın nasıl ve niçin itaatkar köleleri haline dönüştürülebiliyoruz? 

İşimiz gücümüz, yüzümüze tuttuğumuz aynanın olabildiğince kirini pasını temizlemeye çalışmak ve eğer varsa ya da geriye bir şeyler kaldıysa, kendi benliğimizle, gerçek diye sarılabileceğimiz yüzümüzle yüzleşmektir! Bunun ilk adımı da öncelikle aynanın karşısına geçmek ve ardından aynada gördüğümüz çirkinliğin tam da bizim çirkinliğimiz olduğunu kabul etmektir. O yüzden, “biz, sizin bildiğiniz erkeklerdeniz” deme cesaretini gösteriyoruz; eğer bu bir cesaret konusu ise; bir hakikat olmanın ötesinde.

Bugün, kadınlar ve LGBTİ+’lar ağır bedeller ödemeyi göze alarak sokaklarda: Afili cümleleriyle kendilerini Meclis kürsüsüne hapsedip bize o kürsülerden hazır kurtuluş reçetelerinin seçim sandığında gizli olduğunu vaaz ve vaat edenlere inat, kurtuluşun ancak toplumsallığın bütün yüzeylerinde yeşerebilecek tohumlarla mümkün olabildiğini gösteriyor. Sokaklara çıkan, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye hayır diyen, dövülen, sövülen, işkence gören, aşağılanan, taciz edilen ama hangi kılıkta gelirse gelsin, şiddetle donanmış erkek ve erkekliğe hayır deme inadından asla vazgeçmeyen herkesi ve tüm kesimleri bugüne değin süregelen sessizliğimizin utancı ve karşılarında kırdığımız boynumuzla saygı ve minnetle selamlıyoruz!

Biliyoruz ki erkekler olarak bu sessizlik yalnızca kadınları boğmayacak, bir erkek olarak hepimiz öldürülen her kadınla, her LGBTİ+’la biraz daha eksiliyoruz, yoksullaşıyoruz, yoksunlaşıyoruz!

Öyleyse biliyoruz ki tercih zamanı!

Dile getirdiğimiz anlayış, utanç ve katlanılmazlığı paylaşan; artık zamanıdır diye, ortak çalışma ilkelerimizi kendi ilkeleri ve değerleri sayan ya da saymayı dileyen herkesi bir tercih yapmaya ve birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

II.

NASIL ÇALIŞIYORUZ?

GÖZÜMÜZ VAR GÖZÜMÜZÜN ÜSTÜNDE

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi en başta kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+’lara yönelik şiddete karşı farkındalık geliştirmek, yaratmak ve bu şiddetle mücadele etmek isteyen, biyolojik cinsiyet mimarisi ne olursa olsun, kendisini erkek/erkeklik dünyasının bir parçası ve eril tertibatın paydaşı kabul eden tüm çeşitliliğiyle erkeklerin gönüllü, bireysel temelli katılımına açık sivil bir inisiyatiftir.

İnisiyatife katılım bireyseldir. Hiçbir biçimde inisiyatife herhangi bir -siyasal ya da gayrı-siyasal- örgüt, grup, oluşum, hareket, düşünce adına ya da onları temsilen katılımcı kabul edilmez.

Katılımcıların tümünün herhangi bir biçimde temsil, vekalet, vesayet vb. kudretine sahip olamayacağı kabul edilir. Bu doğrultuda inisiyatif katılımcısı bireyler söz ve eylemleriyle tüm davranış ve seçimlerinden münhasıran yalnızca kendileri bakımından sorumlu tutulurlar. Katılımcılar hiçbir biçimde, (iletimsel, iletişimsel bildirimler dışarıda tutulmak üzere) söz, karar, irade, yetki, görev ve sorumluluk bakımından devir hakkına sahip değildir. Özetle, her bir katılımcının biricik olduğu ve kesinlikle temsil edilemeyeceği anlayışı temel ilkelerimizden biridir. Aynı şekilde inisiyatiften ayrılan bireylerin inisiyatife karşı bir açıklama yükümlülüğü altında olduğu kabul edilir.

İnisiyatif, şimdilik Datça yerelliğiyle sınırlı olarak faaliyet yürütür. Ancak bu başka yerellikler, bölgesellikler ve ulusal inisiyatiflerle işbirliğine karşı olduğu anlamına gelmez.

İnisiyatifin toplantıları, çalışmaları ve etkinlikleri hesap verilebilirlik ve eleştirel, özeleştirel bir temelde saydam bir biçimde yürütülür.

İnisiyatif sabit, dondurulmuş bir yapı olarak kabul edilemez. Bu belge dahil, inisiyatifin kendi adına ürettiği bütün belgelerdeki görüşler, bu belgede dile getirilen ana yaklaşımlar ile ilkelere aykırılık oluşturmamak kaydıyla, tartışmaya açılabilir, değiştirilebilir.

İnisiyatif katılımcıları, içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız eril, heteroseksist, heteronormatif tertibatın asli faili ve odak noktası olarak erkek/erkekliği kabul etmiş sayılırlar. Bu ilkeden hareketle, inisiyatif bileşenlerinin tümünden öncelikle kendi önlerine kendi erkeklik halleriyle yüzleşmeyi temel bir görev olarak koyması beklenir. 

Bu görev doğrultusunda, inisiyatif üyesi her erkeğin kendi erkekliğinden başlayarak, en başta şiddet döngüsü olmak üzere, eril iktidarların yarattığı bütün çıktıların paydaşı olduğu bilincini geliştirmesi beklenir.

İnisiyatif, bir yapıntı olarak erkek/erkekliğin dilsel, zihinsel bir yeniden üretim ve süreklilik olduğundan hareketle, tüm katılımcılarını dilsel/zihinsel farkındalık geliştirmeye ve bu farkındalık doğrultusunda bir ayıklama, yenilenme ve yeniden yaratma faaliyetini benimsemeye davet eder. Bu nedenle inisiyatif katılımcılarının, ister inisiyatifle ilgili tüm süreçlerde, isterse inisiyatif dışı yaşam düzeylerinde, hangi gerekçeyle, hangi vesileyle olursa olsun, jinofobik, homofobik, transfobik, bifobik, militarist, şövenist, ırkçı, heteroseksist, biyolojist vb. söylemlere karşı olabildiğince mesafeli, bu söylemlerin yeniden üretilmesi ve dolaşıma girmesine karşı bir tutum geliştirmesi esastır.

Aynı şekilde, erkek/erkekliğin bir pratikler bütünü olduğu kabul edilerek, inisiyatif katılımcılarının toplumsal yaşamın her düzeyinde eril tertibata karşı verilen mücadeleyi önemseyeceği, yaygınlaştıracağı, bu mücadeleler bütünlüğünün bir parçası olmayı seçtiği veri sayılır.

İnisiyatif katılımcıları “özel olan/alan politiktir” savsözünü yalnızca kadınlar için değil, erkekler için de geçerli sayar. Bu doğrultuda katılımcılardan herhangi birinin bu bildirgede dile getirilen temel esaslara radikal bir biçimde karşıt tutum ve davranışlar içinde olduğu, gerek sözel, gerek sembolik ve pratik olarak şiddet uyguladığına ilişkin herhangi bir durum ortaya çıktığında, inisiyatif şiddete uğrayanın beyanını esas kabul eder.

Beyanın esas kabul edilmesiyle inisiyatif bir bütün olarak ya da bireysel katılımcıları bakımından tek tek her biri için:

-İlgili olay/olgu ya da durumu ciddiye alacağını;

-“ama’sız, fakat’sız, ancak’sız” bir biçimde şiddete uğrayanla dayanışma içinde olacağını;

-inisiyatif içindeki ilgili kişiyi durum aydınlığa kavuşuncaya dek tüm görev, sorumluluk ve yetki ile haklarından arındıracağını;

-ilgili durumun tüm tarafları açısından ilgililerin mahremiyetlerine kesinlikle özen göstereceğini;

-ilgili sorunu/durumu medyatik/sosyal medyatik ya da elektro-dijital iletişim platformlarına taşımayacağını;

-durumun asli faili olarak gösterilen katılımcının inisiyatifin tüm iletişimsel platformlarına erişiminin geçici olarak engelleneceğini;

-sorun ya da durumun yüz yüze ilişkiler içinde aydınlatılması için azami çabayı sarf edeceğini;

-sorun aydınlığa kavuşmaksızın, sorunu sosyal medya ya da farklı platformlarda paylaşan, tarafların onuruna kırıcı müdahalelerde bulunan katılımcısı kim olursa olsun, onunla tüm ilişkisini keseceğini;

-sorunun/durumun tüm taraflarını, her bir sorun/durum için özel olarak ve bir kerelik oluşturulacak ve görevi tamamlandığında kendiliğinden dağılacak, sorunun taraflarıyla herhangi bir bağı olmayan üç kişilik bir etik kurul eliyle dinleyeceğini;

-etik kurulun tüm çalışmalarında tarafların mahremiyetine azami özeni göstereceğini ve bunun aksi bir davranış/sonuç ortaya çıkarsa, etik kurulun kendiliğinden dağılmış sayılacağını;

-etik kurulun yürüteceği araştırma sonucunda hazırlanacak olan raporun, tarafların mahremiyetini kesinlikle ihlal etmemek kaydıyla, inisiyatif katılımcılarının görüşüne sunulacağını;

-bu tartışmalara bağlı olarak ilgili katılımcısını geçici bir süreliğine ya da mutlak olarak inisiyatiften dışlama kararı verebileceğini;

-hakkında geçici ya da mutlak dışlama kararı alınan katılımcı ile bu kararın geçerliliği süresince inisiyatif olarak hiçbir temasta bulunmayacağını; ayrıca taraflar açısından yaratacağı olası tüm riskler hesaba katılmak kaydıyla, sorunu/sorumluları medya kanallarında teşhir etme  hakkı ile gerekliliği halinde kullanılabilecek hukuki araçları seferber etmekten çekinmeyeceğini; kendisi dışında hukuki bir süreç başlatılmışsa, gerektiği hallerde ilgili sürece müdahil olmaktan geri durmayacağını

taahhüt eder!

İnisiyatif bakımından İstanbul Sözleşmesi başta gelmek üzere kazanılmış tüm demokratik haklar ile bu hakları kayda geçiren, norma bağlayan tüm hukuki metinler taviz verilemez kırmızı çizgileri oluşturur.  İnisiyatif bir bütün olarak daima bu hakların daha çoğunu savunur, asla daha azını değil!

İnisiyatif, gerek İstanbul Sözleşmesi’ni, gerekse 6284 sayılı yasayı koşulsuz savunmakla birlikte, en başta eril şiddet gelmek üzere, eril tertibatın zehirleyici, yıkıcı sonuçlarının siyasal ve toplumsal irade olmaksızın önüne geçilemeyeceğini kabul ederek siyasal, ekonomik, hukuksal ve toplumsal düzeylerin tümünde, özellikle istihdam politikalarından başlanarak kadınlar ve LGBİ+’lar için pozitif ayrımcılığı savunur.

EeDi tümüyle barışçıl faaliyetler yürütür ve tüm faaliyetlerinde barışçıl yöntemler ile araçları esas almayı gözetir.

İnisiyatifin her hangi bir yürütme ya da karar organı yoktur. Tüm inisiyatif katılımcıları ile her toplantıda bilfiil ya da çeşitli yollar üzerinden hazır bulunanlar inisiyatifin hem yürütme hem karar organıdır. İnisiyatif toplantıları için her toplantıda değişmek kaydıyla bir kolaylaştırıcı seçilebilir. İnisiyatif, katılımcılar tarafından uygun bulunması halinde, görev süresi altı ayı geçmemek ve inisiyatifin dışa dönük sesi olmak dışında herhangi bir fonksiyonu ve yetkisi olmayan iki sözcü belirleyebilir.  İlkesel olarak sözcüler inisiyatif kararı ve görevlendirmesi olmaksızın hiçbir açıklama yapamaz. Ancak bunun beklenemeyeceği ivedi haller ile medyayla kurulacak ilişkiler gereği yapılan söyleşiler, açıklamalar vb. her iki sözcünün birden ortak iradesi ve sorumluluğu altında yapılmak kaydıyla istisna kabul edilir.

İnisiyatif süreçlerinde tüm katılımcılar, kendi aralarında anlaşarak koyacakları ve teknik olmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyen, -asla hakkın özüne dokunmayan usül koşulları dışında-  hiçbir koşula bağlı olmadan, eşit söz hakkına sahiptir.

Tüm süreçlerde tartışmalar esas olarak sosyal medya ya da elektro-djital iletişim platformlarında değil,  yüz yüze toplantılarda, demokratik esaslara bağlı olarak gerçekleştirilir. Ancak yüz yüze toplantılara çeşitli nedenlerle katılamayacak üyeler ilgili gündeme ilişkin görüşlerini ve kararlar bakımından tercihlerini inisiyatifin ana e-maili aracılığıyla ulaştırmalıdırlar.

Karar aşamasında oylama gibi temsili yöntemler, olumsuz görüş veren üyeler bakımından dışlayıcı olacağından, tüm üyelerin söz konusu gündem ile ilgili olarak birbirlerini ikna etmeleri, temel yöntemsel perspektifi teşkil eder. Ancak ikna ve karar süreçlerinde ortaya çıkan ana yönelime karşı bütün argümanları tek tek elden geçirilerek tüketildiği halde, yeni bir argüman üretmeksizin ya da tartışılan ve tüketilen argümanı yeni bir biçimde savunmadan ileri sürülmeye devam eden itirazlar ortak karar alınmasına engel oluşturmaz. İtiraz eden tarafın tüm itiraz gerekçeleri ile bu itiraz ile gerekçelerine yönelik yapılan açıklamalar ile yaklaşımlar, ilgili taraflarca yazıya geçirilir ve ilgili kararın eki olarak herkesin dikkatine sunulur.

İnisiyatifin, ilkesel olarak tüm faaliyetlerini, güçleri oranında katılımcıları finanse eder. İnisiyatif, her bir tekil durumda, ayrı ayrı değerlendirmek ve karar vermek suretiyle, ulusal ve uluslararası kaynaklardan fon kullanarak faaliyet yürütebilir. Ancak, bu belgede dile getirilen anlayışa ve ilkeler/değerler bütünlüğüne aykırı ya da düşmanca faaliyetler yürüten hiçbir kuruluşla finansal ilişki kurulamaz. Aynı şekilde, inisiyatif, çalışma konusundan başlayarak ilgili çalışmanın sahası, kapsamı, sınırları, çalışma yöntemleri, verileri, sonuçları ve nihai raporlama ile yayın aşamaları ile tüm bu süreçlerde rol alacak kişiler hakkında kendi iradesini saf dışı bırakacak ya da sakatlayacak herhangi bir finansal ilişkiye girmez.

EeDi, eril taahküm ve hegemonik erkekliğe karşı, gerek söylemsel gerek pratik düzeyde yeni çalışma ilkeleri belirleyebilir. Ancak belirlenecek her ilke eril taahkümün ve hegemonik erkekliğin büyük bir çeşitlilik ile zenginlik gösteren sızma ve istila girişimlerine karşı bir set oluşturacak şekilde düşünülmelidir.

III.

NELER YAPABİLİRİZ?

AYNANIN İÇİNDEN GEÇMEK

Bu çerçeve içinde yerel bir sivil grup olarak inisiyatif; “Acelen varsa, ne işin var Datça’da?” düsturuna bağlıdır. İnisiyatif, sonuç ya da çıktı/ürün odaklı baskıları reddeder. Acelecilik, hız, başarı, performans ve rekabeti eril tertibatın görünüm biçimlerinden sayarız. Ancak bu anlayış atalet ve hareket yoksunluğunun mazereti olarak kullanılamaz. Bu anlamda EeDi hem dilsel, zihinsel ve cinsel dönüşüm inisiyatifidir, hem de bunlara dönük olarak çeşitli etkinlikler yürüten bir eylem inisiyatifi.

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi (EeDi) yukarıda belirtilen tanımlayıcı ve ayırt edici unsurlar ile kendisini bağlayıcı olarak duyurduğu ilkeler ve değerler çerçevesinde:

Hali hazırda can yakıcı bir gündem maddesi olarak İstanbul Sözleşmesi’nin aynı zamanda erkeklerin de hayati sorununa odaklandığını gözeterek, bu sözleşmeden geri adım atılmaması için yürütülen mücadeleyi destekler ve inisiyatif olarak yeni mücadele yöntemleri geliştirir ve uygular. Sözleşmenin erkekler dünyasında bilinmesi, okunması, tanınması ve tartışılması için her tür aracı kullanır. Kadınların, LGBTİ+’ların en temel haklarını savunmak için yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeyde yürüttükleri mücadeleyi koşulsuz destekler; gücü ölçeğinde her düzeyde işbirliği ve dayanışma imkanlarını değerlendirir.

EeDi her düzeyde, kadın ve LGBTİ+ hareketinin çeşitli aktörleriyle, temel yaklaşımına ve var oluş amaçlarına aykırı olmamak kaydıyla ve onların ihtiyaçlarını, taleplerini ve çizdikleri sınırları asla ihlal etmeksizin, kötüye kullanmaksızın ve araçsallaştırmaksızın çeşitli türden işbirliği ve dayanışma önerilerine daima açıktır.

EeDi, var oluş amaçlarına ve değerlerine uygun olarak birden fazla iletişim, izleme, arşiv, yayın platformu ile gerek duyduğu hallerde, ilgili gerekliliğe özel elektro-dijital ya da basılı yayın zeminleri inşa eder ya da bu araçlara başvurur.

İnisiyatifin hali hazırda Datça yerelliği ile sınırlı olduğu gözetilerek Datça özelinde çeşitli düzeylerde faaliyetler ile eril yapıların ve unsurların izinin sürülmesiyle yetinilmeyip mevcut eril tertibata direnen unsurların gün ışığına çıkarılması, tanıtılması, yaygınlaştırılması, yeniden değerlenmesi ve zenginleştirilmesi için çeşitli araçlar geliştirir. Buna göre, Datça, toplumsal cinisiyetlerarası ilişkilerde eşitlikçi ve özgürlükçü izlerin hala görülebildiği ender coğrafya parçalarından biridir. Bu doğrultuda, EeDi ilgili yerel tüm aktörlerle de ilişki içinde, Datça’da yaşayan toplulukların tarihi, gelenek ve görenekleri, örf ve adetleri, “dilleri”, yazılı ve sözlü ürünleriyle hali hazırda gündelik yaşamda karşımıza çıkabilecek tüm unsurların öncelikle kayıt altına alınmasıyla yorumlayıcı, çözümleyici, araştırma faaliyetleri yürütür.

Datça yerelinden başlayarak kadınlara, çocuklara, LGBTİ+’lara yönelik şiddet, tehdit, taciz ve tecavüz olaylarını izler, kayıt altına alır, duyurur, yaygınlaştırır ve şiddete uğrayan taraflarla elindeki tüm imkanlarla dayanışma içinde olacak yöntemler geliştirir ve gerektiği hallerde hukuki süreçlere müdahil olur.

EeDİ, bu manifestoda dile getirilen anlayış çerçevesinde kendi içinde, ihtiyaç alanlarına göre, farkındalık ve bilinç yükseltme grupları, izleme-kayıt grupları, hukuki müdahale grupları, okuma grupları gibi çalışma grupları kurar.

En başta erkek şiddeti olmak üzere, eril tertibatların tezahürlerini hem açığa çıkarmak, hem onlarla mücadele etmek ve mücadeleyi yaygınlaştırmak üzere basın açıklamaları, yürüyüşler, bildiri dağıtımı gibi en temel düşünce ve ifade hürriyeti araçlarını kullanır.

EeDİ, var oluş amacına uygun olarak Datça yerelliğinden başlayarak yerel, bölgesel ya da ulusal düzeyde paneller, söyleşiler, konferanslar, sempozyumlar, atelyeler, seminerler, sertifika programları ve kurslar düzenler. Bu amaçlar doğrultusunda, kendisinin dışında ama aynı düzlemlerde gerçekleştirilen tüm etkinliklere katkı ve destek sunar, bunlarla işbirliği ve temas halinde kalır.

EeDİ, aynı zamanda bir bellek oluşturmak üzere, yerelden ulusal ölçeğe kadar siyaset, hukuk, din, aile, eğitim kurumları başta olmak üzere ısrarlı ve özenli bir izleme faaliyetini çeşitli araçlarla sürekli kılmayı en temel görev ve faaliyet alanlarından biri sayar. Bu anlamda, Datça yereli başta gelmek üzere, özellikle kamu otoritesini ve gücünü temsil eden tüm kurum ve kuruluşların eril tasarrufları, söylemleri ve faaliyetleri titizlikle izlenerek kayıt altına alınacaktır. İnisiyatif katılımcılarının bu çerçevede kendi deneyim ve tanıklıklarını paylaşmaları özel bir önem taşır.

EeDi, katılımcılarının farklı ve çeşitli erkeklik halleri ile deneyimlerini görünür kılmak, mümkünse paylaşılır hale getirmek için çeşitli araçlar ve yöntemler üzerinde çalışır.

EeDi, erkek/erkekliği kavramsal/terimsel göndermeleriyle birlikte ve onların ötesinde, soyut bir mimari olarak kavramak yerine cinsel, dinsel, siyasal, bilimsel, eğitsel şebekeler başta gelmek üzere, eril tertibatların çoğulluğunun arakesitinde inşa edilen bir bedensellik olarak kavrar. Bu doğrultuda beden teknolojilerine karşı geliştirilmiş özel bir hassasiyete sahiptir. Bu hassasiyet doğrultusunda mikro ya da makro düzeyde çalışmalar yürütür.

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi (EeDi), temel anlayışına ve bağlayıcı değerlerine uygun olmak kaydıyla gündemi takip ederek, burada sayılsın ya da sayılmasın, yeni çalışma araçları ve konuları belirlemek, mevcut olanları değiştirme ve sürekli güncelleme faaliyetlerini sürdürmek, kimi eski ve artık işlevsiz olduğu kabul edilen araç ve yöntemleri terk etmek hususunda kendini sürekli geliştirmeyi dönük özgelişimsel faaliyetler yürütür.

IV.

İSKELE ALABANDA

“GERİYE DOĞRU İLERLEYELİM, ABİLER”

Sonuç olarak bizler, her birimizin biricik bir varlık/ tikel özgünlüklerimizle erkek olma hakkını gasp eden, bizleri dedelerimizin dedelerinin dedelerinin dedelerinin dedelerinin….dedelerine bağlayarak bir süreklilik içinde homojenleştiren, özgün olma imkanlarını tümüyle tahrip eden eril bir misyonla sabitleyen, süreklileştirilmiş, sabitlenmiş bu misyon aracılığıyla kadınlara ve norm dışı varoluş biçimlerine karşı işlenmiş tüm suçların paydaşı kılan, zihinlerimizde pranga, ayaklarımızda zincir, tenimizde damga diye taşıdığımız eril tertibatın bir parçası olmama hayalinin peşinde koşuyoruz!

“Hep beraber”, “hep birlikte” erkek olmaktan utanç duyuyoruz! Her birimiz, tek tek, “Hepsi aynı”nın içinde “Bir erkek” olmak yerine kendi tikelliklerimizle var olmayı talep ediyoruz! Kaybedeceğimiz “Bir erkek” olmaktan başka hiçbir şey yok. 

Tüm farklılıklarımıza karşın, yaşadığımız erkeklik deneyimlerinin zehirleyici erkeklik deneyimleri olduğunu biliyoruz. İşte bunu biliyoruz!

Ancak, hayatın her alanındaki emekleri ya tümüyle görünmez kılınmış ya değersizleştirilmiş ve ikincilleştirilmiş herhangi biriyle değil, eşitlerimizle, eşitlerimizin karşılıklı iradeleriyle, eşitlerimizin iradi seçimleriyle, eşitlerimizin eşit bedenleriyle erkek olabiliriz! Oysa bugün karşı karşıya kaldığımız durum, bu tutsaklaştırıcı sürece muhalif müdahil olmadığımız sürece; eşitlikçi ve gücünü bundan alan özgürlükçü bir hayalin ve imkanın uzun kuşaklar boyunca geri dönmemek üzere kaybolacağı bir durumdur.

Öyleyse, çağrımız bu hayale sahip olan, sahip olmayı isteyen tüm erkeklere: Yeni bir erkeklik inşa etmek için değil; yeni bir bütünlük için değil; içinde boğulduğumuz bütünlüğü, bizi bütünleyen, soluğumuzu kesen o duvarları yıkmak ve içinden tek başımıza, bütün özgünlük potansiyellerimizle, çıplak bir varlık olarak doğmak için! 

Eleştirel erkeklik Datça inisiyatifi birleşmeye değil, dağılmaya bir çağrıdır! Erkekler olarak “Hep beraber” kazanmaya değil, hep beraber kaybetmeye bir çağrı!

Bizi, her şeyimizi kaybedeceğimiz korkusuyla tehdit edip rehin alanlara diyoruz ki bizi korkutacağını sandığınız şeyler uzun bin yıllardır zaten kayıplar hanemizde! Üstümüze artı diye yüklediğiniz her şey, aynı anda bir eksi! Biliyoruz ki erkekliğimizin ve erkeklerimizin her kaybı, norm-dışında bırakılanların kazancıdır!

Sizlere sesleniyoruz: Bu ülkeyi bir erkek çölüne çeviren, içeride ve dışarıda militarist politikalarınızdan vazgeçin! Devlet eliyle bireysel silahlanmayı yaygınlaştırmaktan vazgeçin! Artık toplumsalın ve dilin tüm yüzeylerinde baskın hale gelen şiddet ve tehdit dilinden, dilsel silahlanmadan vazgeçin! Erkek bedenini silaha dönüştürmekten vazgeçin!

Erkekleri silahsızlandırın! Erkekler silahsızlanın!

Çağrımız Datça’dan başlayarak, en başta kamu gücü olmak üzere, tüm erkeklere/eril yapılaradır: Elinizdeki, dilinizdeki, cebinizdeki, bedeninizdeki silahları yavaşça yere bırakın ve bir adım geriye çekilin! 

Bir adım geriye! Daha geriye! Kaybetmek özgürleştirir!

ELEŞTİREL erkeklik DATÇA inisiyatifi

İlginizi çekebilir