EKMEĞİMİZİ NASIL BÖLÜŞTÜRECEĞİZ? – Mustafa Durmuş

Nefis yazısında Fatih Yaşlı “ekmeğimizi nasıl bölüştüreceğiz” sorusunun politikleştirilmesi gerektiğini söylüyor. Çok doğru. Ekmek yıllardır neo-popülist söylem ve eylemlerle rıza üretebilen iktidara yoksulların ekonomik açıdan gösterebilecekleri tahammülünün sınırıdır. Bunun çok sayıda örneği mevcut. 2010’da Tunus ve Mısır’daki isyanların çıkış nedenlerinden biri de aslında ekmekle ilgili.

Ancak ekmeğimizi nasıl adaletli bölüşeceğimiz kadar, “nasıl verimli büyüteceğimiz” de önemli? Aksi halde bir süre sonra iktidarın karşılaştığı durumla karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olacak.

Çünkü ülkedeki yakıcı sorunlar sadece bölüşümün giderek daha da adaletsiz bir hal almasıyla sınırlı değil. Adaletsiz bölüştüğümüz ekmek de giderek daha zor büyütülüyor.

Yani üretim tarafında da ciddi sorun var. 600 milyar dolarlık dış kaynağı inşaat sektörüne, betona, çimentoya, demire gömenler, ekmek ürettiğimiz tarım arazilerini, doğayı düşünmedikleri kadar sayıları 6 milyonu bulan işsizleri de düşünmediler.

Ücretleri baskılayarak, işsizliği körükleyerek serveti kendi taraflarına yığdılar. Ekonomiyi büyütmek için de bankacılık sektöründen yararlandılar. Kaynağı sıcak para olan dış kredileri içerde tüketici kredisi olarak kullandılar. Ücret artışı ya da yeni gelir kaynağı sağlamadıklarına tüketim yapabilsinler diye tüketici kredisi verdiler, onları borçlandırdılar.

Durum öyle bir hal aldı ki ülke hiç olmadığı kadar borçlu hale geldi. Nefis bir başka çalışma olan R. Hakan Özyıldız’ın bloğunda yayımladığı “Haneler ile Hazine’nin iç borç toplamı eşitlenmiş” başlıklı çalışmasına göre, 2018 Haziran sonu itibariyle toplam borç stoku 5 trilyon lirayı buluyor. Yani milli hasılanın yüzde 145’ine ulaştı. 2002 yılı sonunda bu sadece 366 milyar liraydı.

Borçlu kesimler içinde özel sektörden sonra en fazla borçlu olan kesim olan hane halkının borcu ise 550 milyar liraya ulaşmış. Oysa bu borç 2002 yılında sadece 6,6 milyar lira imiş.

Bu borçlarla, bu denli yüksek faiz oranlarıyla halkın borçlanarak yüzde 25 resmi enflasyon altında tüketimini sürdürebilmesi zor. Bu da zaten tüketimle büyütülen ekonominin durma noktasına gelmesi demek ki yılın bu yarısında ekonominin negatif büyümeye geçtiği öngörülüyor.

Bu durum  halkın tüketiminin azalmasına, bu da yatırımların ve verimliliklerin azalmasına, reel ücretlerin erimesine neden olacaktır. Bu durum ayrıca  hali hazırdaki halkın-tüketicilerin yüksek borçluluğu sorununu daha da artıracaktır. Böylece kendi sermayesi ya da parası olmayanların durumu giderek kötüleşecektir.

Yani artık sadece giderek pahalı hale gelen ekmeğin nasıl bölüşüleceği kadar nasıl verimli bir biçimde üretileceği de ciddi bir sorun. Ekmeği istikrarlı bir biçimde büyütemeyen, onu adaletli bir biçimde paylaştırmayan bir paradigma çökmüştür.

Böyle bir durum insanların statükodan vazgeçip yeni arayışlara girmesiyle sonuçlanacaktır. Ama yazarın da dediği gibi bu kendiliğinden olmaz, bunu önleyen birçok faktör var.

Bu nedenle de öncelikle ekonomik çöküşe neden olan yapısal sorunlara gerçekçi, emekten yana çözümlerin üretilmesi gerekiyor.  Böyle bir finansallaşma döneminde bildik neo-liberal, neo muhafazakâr politikaları sosyal demokrasi gibi sunma çabalarına da prim vermemek gerekiyor.

Yapılması gereken, doğa tahribatına, eşitsizliklere, aşırı sağın yükselişine ve finansal krizin yaratacağı tahribata karşı radikal değişiklikler önermektir. Bunlar kapitalizmi bir kez daha kurtaracak tedbirler değil, onu aşacak bir paradigmaya dayalı tedbirler olmak zorundadır. (07 Ekim 2018)

Mustafa Durmuş

İlginizi çekebilir