Dünya Engelliler Haftası | Engelli kadınlar: Eksik değil farklıyız!

Engelli kadınlar pek çok alanda yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini Evrensel’e anlattı.

“Sürekli birilerine biz de varız, biz de sizler gibi yaşıyoruz demek ve kendimizi açıklamak için ekstra enerji harcamak zorundayız. Eksik değil, farklıyız.”

Bu sözler kamuda öğretmenlik yapan ancak her gününü aşağılayıcı “şaka”lara maruz kalarak geçiren görme engelli Meltem Öğretmen’e ait.

Meltem, 29 yaşında. Denizli’de bir devlet okulunda öğretmenlik yapıyor. Doğuştan görme engelli Meltem, öğretmen olmaya karar verdiği andan itibaren insanların önüne çıkardığı engellerle mücadele etmek zorunda kaldığını anlatıyor:

“Öz güvenimi o kadar yıkmışlardı ki… Yapamayacağımı, beceremeyeceğimi söylüyorlardı ama yapabildim.”

Görme engelinden dolayı değil, çevresindeki insanların bakış açıları ve davranışları dolayısıyla yaşadığı sıkıntıların onu çok yorduğunu söylüyor. Ama onu en çok, çalıştığı okulda bazı öğretmenlerin “şaka” adı altında yaptıkları üzüyor:

“Öğretmenler arasında, yürürken önüme bir şey koyup çarpmama neden olanlar oldu. İstemediğim halde sürekli dokunuyorlar. Güçsüz gördüklerinden dolayı bunu yapıyorlar. Benim kendimi savunamayacağımı, sesimi çıkaramayacağımı, hakkımı savunamayacağımı sanıyorlar. Tepki veriyorum ama dikkate alınmıyorum. Şikayet ettiğimde ‘Sen yanlış anlamışsındır, öyle yapmak istememiştir’ diyorlar. Bunun taciz olduğunu kabul etmiyorlar. Mesela fotokopi çekemiyorum, bir meslektaşımdan rica ediyorum, ‘Ver çekeyim’ diyor ama sonra öğreniyorum ki boş kağıdı vermiş bana. Gidip söylediğimde ‘Sen de çok alıngansın, biz sana şaka yapıyoruz’ gibi şeyler söylüyorlar. İnsanın o kadar ağırına gidiyor ki… Okul yönetimi uyardığında da bana karşı tavır alıp değişik hesaplaşmalara giriyorlar.”

RESMEN YOK SAYILIYORUZ

Meltem, bizzat başına gelen başka bir olayı anlatırken, bir eğitimcinin bunu yapabileceğine inanmak istemiyorsunuz:

“Koridorda yürürken bir meslektaşım geldi, kaşeyi alnıma bastı. Nerden geldiğini, nasıl olduğunu anlayamadım bile, sonra gülme sesleri duydum. Olayı gören hizmetli bana bunu yapan öğretmene kızınca anladım durumu. Müdür yardımcısına gittim, yine ‘Yanlış algılamışsındır’ dedi. Hizmetli çıkıp ‘Ben gördüm, yaptı’ demese inanmayacaktı bana. Yani resmen yok sayılıyoruz. Sen ne kadar ‘Ben de aynı eğitimi aldım’ desen de yeri geliyor diplomamı bile sorguluyorlar.”

Kendisine sürekli “Neden öğretmenlik yapıyorsun, çalışmasana sen” gibi sözler söylendiğini belirten Meltem, yaşamın her alanında, her anında nasıl ayrımcı ve aşağılayıcı tavırlara maruz bırakıldıklarını örnekleriyle aktarırken, kızgınlığını gizlemiyor:

“Hamile bir engelli arkadaşıma ‘Bu bebeğe nasıl bakacaksın, sen doğurma bence’ deme hakkını bulabildiler mesela. Çocuğu olan bir engelli arkadaşıma parkta otururken biri gelip ‘Sen bu çocuğu nereden çaldın’ diyerek polis bile çağıran oldu. Sokağa çıktığımda da sürekli dokunuyorlar ‘yardım’ adı altında. İsteyip istemediğimi sormadan pat diye koluma girip yürütüyorlar…”

DAHA ERİŞİLEBİLİR BİR YAŞAM

Görme engelli olduğu için değil “İnsanlar bu engele bu kadar takıldığı için” sıkıntı yaşadığını belirtiyor Meltem, “Sürekli birilerine ‘Biz de varız, biz de sizler gibi yaşıyoruz, biz de bunları yapıyoruz’ demek zorundayız ve bunları açıklamak için ekstra enerji harcıyoruz. Bize ön yargıyla yaklaşmasınlar. Eksik değil farklıyız. Bizi tanımak için çaba harcasınlar, dışlamak için değil.”

Engelli kadınlar olarak “Erişilebilir bir yaşam istediklerini” ekliyor Meltem, sözlerine:

“Markete girdiğimizde alacaklarımıza erişebilelim, ev de işimizi yaparken erişebilir ev aletlerimiz olsun, sağlıkta, ulaşımda toplumun diğer bireyleriyle aynı şekilde yaşamak istiyoruz. Daha erişilebilir bir yaşam istiyoruz.”

“HİÇBİR ENGELLİ KADIN SUSMASIN”

Şule Sipin İçli, ODTÜ mezunu, görme engelli bir psikolog. Daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sosyal Hizmetlerde psikolog olarak çalışmış. Görevine ilk atandığında çocukları ziyarete gideceklerinde kurumun şoförü müdüre dönüp, “Sağlam biri yok mu, bununla mı gideceğiz” demiş kendisi için. O gün müdür Şule’yi korumuş, ancak devamında uzun süren bir mobbing ve baskı hikayesi dinliyoruz. Müdür, hizmetlilerin görevi olan işleri psikologlara yaptırmaya çalıştığında karşı çıktığını, bunun üzerine mobbinge maruz kaldığını, sürgün tehditlerinin yanı sıra müdürün kendisini “Senin burnundan getireceğim” diye tehdit ettiğini söylüyor.

Ardından idari izin vermeme, onu yalnızlaştırmak için yakın arkadaşları üzerinde baskı kurma, çocukların önünde azarlama ve sürekli sözlü şiddet gibi uygulamalara maruz kaldığını belirtiyor. Hamileyken işyerinde düşük yaptığında, kendisine kurum aracı verilmek istenmediğini, arkadaşlarının tepkisi üzerine hastaneye götürüldüğünü anlatan Şule, görme engelli birinin yapamayacağı işlerde çalışmaya zorlanmış:

“Bir gün işi o kadar abarttı ki gelip yanıma ‘Şu kapının kiri ne halde görmüyor musun sen bunu’ dedi. ‘Evet görmüyorum, görme engelli olduğum için’ dedim. Diğer görevlileri çağırıp ‘Şule’ye yardımcı olmayacaksınız’ diye tembihliyormuş. Tüm bunlardan bunalıp tayin istediğinde de bu kez dilekçeleri sümenaltı edilerek tayini engellenmeye çalışılmış.”

Şule, deneyimlerinin diğer engelli bireylere cesaret vermesini diliyor:

“Başta ben de sıkıntılar yaşadığımda şikayet edemiyordum, halbuki bir hak arama mücadelesi bu. O yüzden hiçbir engelli kadın baskıların karşısında korkmasın, susmasın!”

GÖRME ENGELİ OLUNCA EMEKLİ ETTİLER

Gamze Tekeş, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir okulda zihinsel engellilere eğitim verdiği süreçte kaybetmiş görme duyusunu. Gamze’ye müfettiş, “Şimdi böyle ne yapacağız seninle, kadrolar da dolu, iyisi mi sen emekli ol” demiş. Mesleğine devam etmek istese de emekli edilmiş. “Engelli olduğum halde kaynanama bakmam bekleniyordu. Bakamadım, bu yüzden de boşandık eşimle” diye devam eden Gamze, şimdi tüm engellere rağmen romanları, çocuk istismarına dikkat çeken kitapları olan bir yazar. Son sözü, “Devlet engellilerin yaşamlarını takip etmeli, denetlemeli” oluyor.

“DEĞERSİZLİK DUYGUSU YAŞATIYORLAR”

Nesrin de görme engelli. İzmir’de bir belediyede kamu görevlisi. 38 yaşında olan ve 20 yıldır kamuda çalışan Nesrin, anlatıyor:

“Bizi güçsüz görüyorlar. Bazı tavırlar bana değersizlik duygusu yaşatıyor. Aynı pozisyonda çalıştığım arkadaşım beni küçük görüyor mesela ve bu çok üzücü. Kamuda 2 yıl görev yaptığım birimde baskı gördüm. Benimle aynı pozisyonda çalışan bir kadına davranışlarından dolayı tepki gösterince sürüldüm. Çünkü siyasi gücü olan bir kişiydi aynı zamanda. Onun yüzünden istemediğim bu bölümde çalışıyorum şimdi. Bu mobbing değildir de nedir? Engelimden dolayı beni güçsüz gördüklerinden üzerimde hakimiyet kurmanın kolay olduğunu sanıyorlar. Görevime geri dönmek için mücadele ediyorum. Başarı dik durmaktan gelir. Engelli kadınlar dik dursun ve engelleri aşabileceklerine inansınlar!”

Nesrin, “Yalnız olmamak, engellilerin bir araya gelmesi ve birbirleriyle dayanışma göstermeleri çok güçlendirici bir şey” diyerek örgütlülük çağrısı yapıyor.

ENGELLİ KADIN GÜÇLENDİRİLMELİ VE BAĞIMSIZLAŞMASI SAĞLANMALI

Engelli kadın ve kız çocuklarının temel insan haklarından eşit yararlanmaları, her türlü şiddetten, sömürüden ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam sürdürmeleri talepleriyle 2011 yılında kurulan Engelli Kadın Derneği (ENGKAD) adına Mine Egbatan, pek çok alanda yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

OKUMA YAZMA ORANI ÇOK DÜŞÜK

Engelli Kadın Derneğinden Mine Egbatan | Fotoğraf: Hilal Tok/Evrensel

Engelli bireyler arasında okuma yazma bilmeme oranı yüzde 30.6; bu oran engelli kadınlarda yüzde 40’lara çıkıyor. Erkek egemen bakış açısıyla çok alakalı bu durum, kız çocuğu olunca daha korumacı oluyor aileler. Bir de yapısal sorunlar var. Yani okullar erişilebilir olmadığından öğrenci gitse bile bir süre devam edebiliyor okula. Ayrıştırıcı eğitim değil kaynaştırıcı eğitim gerekiyor. Engelli olmayanlarla aynı yerde eğitim görmek engelli çocukların topluma kazandırılması açısından çok önemli. Ama örneğin engelli tuvaleti olmayınca okuldan uzaklaşabiliyor engelli çocuklar.

TÜRKİYE SÖZLEŞMEYE UYMUYOR

Türkiye’nin BM Engelli Hakları Sözleşmesinde imzası var, ancak devlet yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Sözleşmenin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek. Taraf devletlerin engelli bireylerin bağımsız yaşayabilmeleri, toplumsal yaşama tam ve etkin katılımı için uygun tedbirleri alması yükümlülüğü var. Engellilerle ilgili istatistiksel veriler ortaya koymak da devletin görevi ancak bir denetleme yok, resmi istatistik zaten çok az. Türkiye’de toplamda kaç engelli yaşadığını bile bilemiyoruz. Bu boşluğu STK’ler doldurmaya çalışıyor, ancak yeterli değil.

ENGELLİ KADIN İSTİHDAMI YETERSİZ

Engelli kadınlar eğitim alamadığı için çalışma yaşamında da yer alamıyor. İŞKUR verilerine göre kamu ya da özel sektörde çalışan 12 bin 151 engelli var, ancak bunların sadece 2 bin 25’i kadın. Engelli kadınlar daha mağdur, daha güçsüz görülüyor, kendi haklarının öznesi görülmüyor. İşyerleri kota koyuyor engelli çalışması için ve bunun için devletten prim de alıyorlar. Ama onları çalıştırmıyor, çalışıyor gibi gösteriyorlar. Devlet ise bunu denetlemiyor.

ENGELLİ KADINLAR ŞİDDETTEN KAÇAMIYOR

Hedeflerimizden biri de engelli kadınları bilinçlendirmek. Örneğin yaşadıkları şiddeti, aile baskısını adlandıramıyorlar. Yaptığımız atölyelerde neyin şiddet, baskı olduğunu, buna karşı ne yapabileceklerini anlatıyoruz.

Engelli kadınların şiddetten kurtulması da çok zor. İstihdamda durum böyleyken, yaşamda tek başlarına var olmaları bu kadar engellenirken, şiddetten kaçıp bağımsız bir hayat kurmaları daha da zor oluyor ve şiddet sarmalı içerisine hapsoluyorlar. Mesela ŞÖNİM’lere erişim ya da ŞÖNİM’lerde kalmak engelli kadınlar için çok zor. Engelli tuvaletleri bile yok. Mesela asansör yok. İşitme engelli bir kadın işaret dili tercümanı olmayınca zorlanır öyle bir yerde.

Ayrıca şiddet raporlarında engelli kadınlara ilişkin veriler yer almıyor. Devletin tamamen göz ardı ettiği bir durum bu. Akademide de bu konu çok geride.

AİLELER BASKICI DEĞİL DESTEKLEYİCİ OLMALI

Engelli kadınların kendilerini güvenli hissedeceği şehirler yok. Her şey kadınların aleyhine işliyor. Bu aslında eşitlikle alakalı bir durum. Düzen eşitlik üzerine kurulmuş olsa engelli kadınlar için de tüm kadınlar için de toplum yaşanılır hale gelir.

Engelli kadının güçlenmesini ve bağımsızlaşmasını sağlayacak, günlük yaşamlarını kolaylaştırıcı şeyler yapılmalı. Örneğin kadınlar ulaşım konusunda sıkıntı yaşıyor, erişilebilir değil çünkü. Ailelerine bağımlı oluyorlar genelde, aileleri olmadan evden çıkamıyorlar. Medya da engellileri sürekli mağdur ve güçsüz gösteriyor. ‘Yardımcı olalım, sevaptır, muhtaç’ anlayışı çok fazla, bu da engelli olanla olmayan arasında bir iktidar farkı yaratıyor. Öncelikle insan hakları kültürünün geliştirilmesi ve engellilerin bir özne olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ailelerin de baskıcı değil destekleyici olması gerekiyor.

Ve elbette engelli kadının örgütlenmesi ve kadın mücadelesinin de engelli kadınları daha çok gündem etmesi gerekiyor.

Kaynak: EVRENSEL   (Hilal Tok)

İlginizi çekebilir