Doç. Dr. Vural Özdemir: Milliyetçilik ve homofobi aynı kökten beslenir

LGBTİ’ye bilimsel yaklaşım ile hak ve özgürlükler konularını Kanada’da yaşayan, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından Toronto Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatrik ilaç geliştirme alanında doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Vural Özdemir ile konuştuk.

İktidarın her fırsatta LGBTİ’lere yönelik ‘hastalık’, ‘sapkınlık’ ve ‘ahlâksızlık’ olarak dile getirdiği homofobik söylemler, toplumsal/bireysel homofobiyi de beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz günlerde “Sapkınların Netflix tuzağı” başlıklı haberle LBGTİ’leri hedef gösteren Akit’e, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski danışmanı gazeteci Akif Beki de destek niteliğinde bir yazı kaleme aldı. Beki’ye göre Netflix dizileri “eşcinselliği” özendiriyor.

LGBTİ’ye bilimsel yaklaşım ile hak ve özgürlükler konularını Kanada’da yaşayan, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından Toronto Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatrik ilaç geliştirme alanında doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Vural Özdemir ile konuştuk. Özdemir, hekimliğin yanı sıra, sosyal inovasyon ve teknoloji yönetişimi konularında akademik çalışmalarıyla öne çıkan bir isim.

Özdemir, Avrupa Komisyonu Araştırma ve İnovasyon Direktörlüğü’nde editörlerin öncülüğünde, dünyada sosyal ve siyasal inovasyon politikaları alanında uzman araştırmacıların katkılarıyla hazırlanan ‘Sorumlu İnovasyon Uluslararası El Kitabı” başlıklı kitapta “Bilgi, inovasyon ve etiğin siyaseti/eleştirinin eleştirisi” başlıklı makalesi ile yer aldı. Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika, Avrupa ve İngiltere’de yayımlandı.

Doç. Özdemir, Gazete Duvar’ın sorularını yanıtlarken LGBTİ olmanın “normal” olduğunu anlattı ve hangi çevreden gelirse gelsin “LGBTİ’lik doğuştandır” söyleminin özellikle otoriter sistemlerde zoraki tanısal testlere maruz bırakılma gibi antidemokratik tutumlara neden olabileceğinin altını çizdi. Doç. Özdemir, “LGBTİ hakları ne kadar geniş savunulur, yasalarca korunursa bu heteroseksüellerin özgürlüğünü de beraberinde getirir” dedi. Özdemir, “LGBTİ özgürlüğü sağlandığı, toplumda koruma altına alındığı, LGBTİ’ler güvenlik kaygıları olmadan yaşamlarını sürdürebildikleri, iş ve sosyal yaşama katılabildikleri ölçüde dayatmacı müdahaleci baskıcı politikalar ortadan kaldırılabilir. LGBTİ hak ve özgürlükleri evrensel insan haklarının bir parçasıdır. Bu konu pazarlığa açık, ödün verilecek ilkeler değildir.” görüşünü dile getirdi.

Doç. Dr. Vural Özdemir’i dinliyoruz.

‘LGBTİ HAKLARININ SAVUNULMASI HETEROSEKSÜLLERİN DE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ GETİRİR’

Avrupa Komisyonu Araştırma ve İnovasyon Direktörlüğü’nce hazırlanan kitapta “ Bilgi, inovasyon ve etiğin siyaseti” başlıklı makalenizle yer aldınız. Kitapta “Sosyal inovasyon demokrasi ve özgürlüklerin can suyudur” yorumunuz dikkat çekiyor. Sosyal inovasyon kavramını ayrıntılandırır mısınız?

İnovasyon, yenilik demek. Sosyal inovasyon ise toplumun tüm kesimlerine yarar sağlayacak yenilik, değişiklik, iyileştirmelerin geliştirilmesi ve uygulanmasını kapsıyor. Başka bir deyişle sosyal inovasyon bireyin veya belli bir kullanıcı grubunun günlük hayatını önemli ölçüde etkileyen ve öncelikli hedefi ekonomik fayda olmayan bir amacı yerine getirmeye odaklanıyor. Sosyal inovasyon, özellikle küreselleşme ile birlikte değişen ve dönüşen toplumsal ihtiyaçlara farklı bakış açısı geliştirme açısından önemli. Çünkü ortak bir düşünme potansiyeli oluştururken, farklı kişi ve grupları, sivil toplum örgütlerini bir araya getirmeyi, aynı zamanda da bir arada tutmayı sağlıyor. Sorumlu inovasyon literatüründe halk kelimesi yerine “halklar” terimi kullanılır.

Neden?

Çok seslilik, özellikle kadın hareketi, LGBTİ ve azınlıkların katılımını benimser. Halkların inovasyon siyasetine katılımı tüketici veya sömürülecek yeni pazar-piyasa olarak anlaşılmamalı. LGBTİ kadın ve azınlıklar inovasyon hedeflerinin katılımcı, adaletli ve sürdürülebilir olarak belirlenmesi açısından çok önemli. LGBTİ, yani lezbiyen-gay-biseksüel-trans-interseks hakları mücadelesi insan hakları mücadelesidir. Çalıştığım alanlardan biri de LGBTİ haklarının, özgürlük mücadelelerinde sosyal inovasyon yöntemleriyle kalıcı ve daha geniş toplum kitlelerince savunulur hale getirilebilmesi. LGBTİ hakları ne kadar geniş bir alanda savunulur, yasalarca korunursa bu heteroseksüellerin de özgürlüğünü beraberinde getirir. Altını çizmek gerekir; “demokrasi, inovasyonun can suyudur.” Teknolojide LGBTİ temsili de bu açıdan çok önemli.

‘LGBTİ NORMAL VE AKIŞKAN BİR ŞEY, İSTASYONLARI YOK’

Türkiye’de LGBTİ siyasal söylem de dâhil çoğunlukla “doğuştan”, “genetik”, “ileri derecede psikolojik rahatsızlık” yönündeki homofobik söylem ve argümanlar üzerinden tartışılıyor. Bu konuda uluslararası tıp camiasındaki yorum ve görüşleri paylaşır mısınız?

LGBTİ’lik normal ve akışkan bir şey, istasyonları yok. Bilimsel olarak da “LGBTİ olmak sadece genetik olarak belirlenir” demek mümkün değil. Yeni doğan bebeklerde “tek gen” hastalıklarında dahi çevresel faktörlerin önemli ve şekillendirici etkileri vardır. ‘LGBTİ olmak genlerle ilgili’ söylemi, tek tük ön yargıyla seçilip gösterilen genetik çalışmalar ile dayatılıyor genelde. Uluslararası bilimsel yayınlar incelenirse somut, tekrarlanabilen ve bireyler arası farklılıklardaki diyelim ki yüzde 40 veya daha fazlasını açıklayabilen, spesifik bir gen veya çalışma mevcut değil.

Zaten cinsel yönelim gibi çok bileşenli bir olguyu tek başına tamamı ile açıklayabilen gen veya genlerin olmasını bekleyemeyiz çünkü böyle kuvvetli bir genetik veri kitlesi de mevcut değil. Hiçbir şey tamamıyla genetik değildir. Bilimsel olarak sunulan veriler dikkate alındığında “LGBTİ olmak doğuştandır” savı tehlike ve risk oluşturuyor.

‘LGBTİ ÜZERİNE GENETİK ÇALIŞMA YAPMAK ÖNCELİKLİ OLMAYAN VE YANLIŞ BİLİMSEL HEDEFTİR’

Nasıl bir risk?

“LGBTİ olmak doğuştandır” tezi sadece ayrıştırmacı olmakla kalmaz, özellikle otoriter sistemlerde zoraki tanısal testlere maruz bırakılma gibi birçok antidemokratik girişimi de beraberinde getirebilir. Bir risk olarak dikkat çekiyorum. Sadece genetiktir diyemeyiz, hastalık diyemeyiz, doğuştandır diyemeyiz. Bilim insanlarının sosyal sorumlulukları vardır. Özellikle “normal bir davranış” biçimini “hastalık” olarak çalışmak sorumlu bir yaklaşım biçimi değil. İnsan genetiği önemli bir bilim dalıdır. Henüz kesin tedavisi olmayan pankreas kanseri, bunama ve Alzheimer hastalığı, antibiyotiklere dirençli mikroplar ve bulaşıcı hastalıklar varken ve araştırma geliştirme (AR-GE) kaynakları kısıtlıyken LGBTİ gibi normal bir şey üzerine genetik çalışmalar yapmak hem öncelik değil hem de yanlış seçilmiş bir bilimsel hedeftir.

LGBTİ tamamı ile normaldir ve evrensel insan haklarının bir parçasıdır.

AŞK AŞKTIR/LOVE IS LOVE

.

Söyleşinin başında “LGBTİ haklarının savunulması heteroseksüellerin özgürlüğünü de beraberinde getirir” yorumunuz oldu. Bu değerlendirme üzerinden devam edelim.

Son 30 yıldır Kanada ve Amerika’da yaşamama rağmen çeşitli sıklıkla Türkiye’yi ziyaret ettim ve sosyal inovasyon/teknoloji yönetişimi alanlarında çalıştım. Türkiye inovasyon ve demokratikleşme gündemini, kadın ve LGBTİ hareketlerini yakından takip ediyorum. Türkiye’de cinsellik konuşulamıyor. Bir tabunun şiddeti arttıkça toplumlar, dolayısıyla bireyler akıl, bilim ve mantıktan uzaklaşabilir. LGBTİ hakkındaki söylemlere de bu açıdan bakarsak cinsellik konusuna eğitimde de yer verilmiyor ve baskılanıyor. Eğitim sisteminde bilginin siyasi bileşenlerinin gündeme gelmemesi, LGBTİ’liğin gerçek tarihinin ve bilimin bütüncül olarak anlaşılmasına ciddi bir engel.

Unutulmamalı ki bilgi, güç ve iktidar ile sosyal olarak inşa edilir. İktidar sistemleri de güçten kolay kolay vazgeçmez ve kuşaklar arası iktidarı üretmeye çalışırlar. Aşk aşktır/Love is love. Herkesin buna saygı göstermesi, düşünsel ve eylemsel zeminin sağlanması öncelikli hedeflerden olmalı. Türkiye’deki LGBTİ hareketi, tüm azınlık temel hak ve özgürlükleri, demokratik çerçevede inovasyonlara katılım da dâhil, güvence ve koruma altına alınmalıdır. LGBTİ hakları ne kadar çok savulunur, hak elde edilirse bu heteroseksüellerin özgürlüğünü de beraberinde getirir diyoruz. Milliyetçilik, homofobi, transfobi aynı kökten beslenirler ve devlet desteği ile de palazlanırlar. Dünyanın birçok yerinde böyledir. Unutulmamalı ve anımsatılmalı diye düşünüyorum, Nazi Almanya’sında Yahudilerle birlikte hedef alınan ve katledilen bir diğer grup eşcinsellerdi.

Devletlerin, toplumun, dayattığı tek tipçi ahlakçı, homofobik söylemlere karşı mücadele etmek şart. LGBTİ’lerin özgürlüğü sağlandığı, toplumda koruma altına alındığı, güvenlik kaygıları olmadan yaşamlarını sürdürebildikleri, iş ve sosyal yaşama katılabildikleri ölçüde, dayatmacı müdahaleci baskıcı politikalar ortadan kaldırılabilir. LGBTİ hak ve özgürlükleri evrensel insan haklarının bir parçasıdır. Bu konu pazarlığa açık, ödün verilecek ilkeler değildir. Bu nedenle siyasal iktidarların, inovasyon sürecine katkıda bulunan sivil toplum örgütlerinin yasal hak taleplerini de dikkate alması demokrasinin ön koşuludur; sosyal inovasyon politikalarının geliştirilip uygulanması da ‘ötekileştirilen’ toplumsal kesimlerin özgürleşmesini sağlar.

‘LGBTİ HAKLARI EVRENSEL İNSAN HAKLARININ BİR PARÇASIDIR. BU KONU PAZARLIĞA AÇIK DEĞİLDİR’

Yeni Anayasa yazım sürecinde LGBTİ hak ve özgürlüklerinin yasal güvence altına alınması konusu tartışıldı, ancak bu sağlanamadı. İktidarın homobofik söylemleri dikkate alındığında “Sosyal inovasyanlara katılım/temel hak/özgürlükler güvence ve koruma altına alınmalı” değerlendirmeniz nasıl uygulanabilir?

Türkiye’de LGBTİ hareketi, 12 Eylül döneminden bu yana baskı ve şiddet ile karşı karşıya. Daha gerçekçi söylemek gerekirse intiharlar, nefret cinayetleri, özellikle devletin LGBTİ’lere yönelik suçlara karşı cezasızlık politikası çok temel sorunlar. Keza sizin de belirttiğiniz gibi yeni Anayasa yazım sürecinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda gündeme gelen yorumlar, tartışmalar, nitelemeler, yorumlar tam da erkin bakış açısını yansıtıyordu. LGBTİ hareketinin özellikle son yıllarda güç kazanması verdikleri mücadelelerin bir sonucudur. KAOS-GL, Pembe Hayatlar ve benzer pek çok örgütten söz edebiliyoruz bugün. Ama daha görünür olmaları maalesef nefret suçlarının azalmasına yol açmadı LGBTİ kimliklerin görünür kılınması, diğer ezilen ve ötekileştirilen kimliklerle birlikte eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürütebilmeleri kuşkusuz örgütlü olmalarıyla mümkün. Başta konuştuğumuz “LGBTİ’lik esasen genetiktir” ve benzeri yanlış ve bilimsel temeli zayıf bilgi kirliliği ötekileştirmeyi ve dolayısı ile siyasi alanı daraltıp, teknoloji ve inovasyona LGBTİ’lerin katılımını engelliyor.

.

Peki özgürleşme nasıl sağlanır?

Başta konuştuğumuz “LGBTİ’lik esasen genetiktir” ve benzeri yanlış ve bilimsel temeli zayıf bilgi kirliliği, ötekileştirmeye sebep oluyor ve dolayısı ile siyasi alanı daraltıyor, teknoloji ve inovasyona LGBTİ’lerin katılımını engelliyor. Mevcut LGBTİ ve sivil toplum örgütleri yöneticileri siyaset bilimi açısından bilgili. Onlar bilginin siyasi ve iktidar boyutunu, alt metinleri rahatça görebilir. Ancak bu tür bilgi kirliğinden kaynaklanan engelleri aşabilmek için LGBTİ’ler dışında hekimler ve bilim insanlarının da bilginin siyasi bileşenleri ve en azından giriş seviyesinde siyaset bilim eğitimi alması, daha geniş tabanlı LGBTİ desteğini sağlayacaktır. Feminist felsefeci Judith Butler geçtiğimiz günlerde verdiği bir söyleşide kapitalizm eleştirisinin feminist düşünce ve ilerici toplumsal dayanışma için öneminin altını çizdi. Benzer şekilde, inovasyonda demokratikleşme konusunu da son kırk yıla damgasını vuran, özel hayat dâhil her türlü insan ilişkisini metalaştıran neoliberalizmin eleştirisini yapmadan anlamak mümkün değil. Henüz toplumsal farkındalık seviyesine ulaşmadığı için tehlikeli olarak değerlendirilebilecek iki yeni neoliberalizm tuzağına azınlıklar ve inovasyona katılımları açısından bakmak gerekli.

‘NEOLİBERAL ÇAĞIN LGBTİ’LER İÇİN İKİ YENİ TUZAĞI’

LGBTİ özgürleşmesi açısından yorumlarsanız…

LGBTİ özgürleşmesinin gerçek ve kalıcı olabilmesi için, içinde yaşadığımız acımasız neoliberal çağın LGBTİ’lilerle ilgili iki yeni tuzağının da farkında olmamız çok önemli. Neoliberalizm ile 1980’lerde Margaret Thatcher ve Ronald Reagan iktidarları ile başlayarak ve dünya halklarına dayatılanları, her şeyin metalaştığı, her türlü kişisel veri ve bağlantıların alıp satılabilecek rant amaçlı nesneler olarak anlaşıldığı günümüz dünyasından bahsediyorum. Kanada dahil olmak üzere tüm üniversiteler neoliberalizmden nasibini almış durumda. Bilimsel yayın niteliği ve özgün fikir yerine, yayın sayısının ve her türlü yeni buluşun rant amaçlı ticarileştirilmesinin ön plana çıkması ile neoliberalizm, dünyada birçok üniversitenin ve bilginin içini boşaltmış durumda. Dolayısı ile LGBTİ’ler ve diğer azınlıklar inovasyonlara katıldıkları zaman, nasıl, niçin ve hangi şartlarda katıldıklarını ve kendilerini davet edenlerin alt metnini de okumalı, iyice anlamalı. Neoliberal iktidarlar tarafından inovasyonda demokrasi algısı yaratmak veya neoliberalizm tarafından sömürülebilecek yeni piyasalara ulaşmak için araç olarak kullanılma ihtimallerini unutmamak her azınlık için önemli. Bu, teknolojide LGBTİ temsili açısından neoliberalizmin, gündeme gelmeyen acımasız ilk tuzağı. Neoliberalizm ile özellikle gelişmekte olan ülkeler zengin ülkelerin bilimsel kolonizasyonları ile de karşı karşıya kalabiliyor. Neoliberal çağda hiçbir şey gözüktüğü gibi değil.

Dikkat çektiğiniz ikinci tehlike nedir?

İkinci neoliberal tehlikeyi “düzenleme tuzağı” olarak açıklayabiliriz. Diyelim bir futbol maçındasınız. Keyifli, güneşli bir hafta sonu. Ancak maçta hem oyuncular hem de hakemler aynı güç tarafından kontrol ediliyor. Böyle bir sistemde tribündeki seyircileri ve duygularını kontrol etmek çok kolaylaşır. İşte neoliberalizm de, demokratik bir inovasyon için şart olan düzenleyicileri giderek ele geçiriyor ve teslim alıyor. Teknolojide düzenleyiciler bazen sosyal ve siyaset bilimcilerdir Ancak son yıllarda eleştiriden yoksun neoliberalizm yandaşı sosyal bilim türleri de ortaya çıktı.

Örnekler misiniz?

Şöyle ki, sosyal bilimler ve özellikle siyaset bilimi, bilgi üretiminin ve inovasyonun arka planını şeffaflaştırır ve böylelikle bilginin iktidar, güç ve değer yargıları ile şekillenmesini sağlar. Neoliberalizm politikaları ile sosyal bilimler ‘yumuşatılmaya’, eleştirel ve siyasal boyutları törpülenmeye çalışılıyor. Bu da inovasyon alanında demokrasi ve gerçek anlamda muhalefetin kaybolmasını beraberinde getiriyor. Son yıllarda ortaya çıkan bazı teknoloji etiği yaklaşımları da kavramsal olarak neoliberal sistemlere hizmet amaçlı. Örneğin, bazı neoliberal teknoloji etiği yaklaşımlar, inovasyonları sadece piyasa başarısı açısından değerlendirir; sosyal katkı yerine teknoloji, rant ve ürün odaklı etik düzenlemeler yapar; alternatif teknolojilerin gündeme gelmesine izin vermez.

LGBTİ hareketi açısından nasıl yorumlanabilir?

LGBTİ’lerin ve azınlıkların teknoloji ve inovasyona katılımını marka ve sözde demokrasi algısı oluşturma açısından kurgular ve herhangi bir teknoloji hakkında muhalif düşünenleri toplumsal bellekte ‘kötü insan’ olarak inşa etme tahakkümünde bulunur. Söyleşinin başına dönersek Avrupa Komisyonu Araştırma ve İnovasyon Direktörlüğü’nden editörlerin bir süredir üzerinde çalıştığı ve birkaç gün önce yayımlanan “Sorumlu İnovasyon Uluslararası El Kitabı” isimli kitap literatürdeki ilk çalışma. Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika’dan uzmanların katkıları ile derlendi. Bilim, sosyal bilimler ve teknolojideki demokratikleşmeyi irdeleyen ve sorumlu inovasyon alanını bütünsel olarak analiz eden bir kitap. Ben de kitap da “eleştirinin eleştirisini” tarihsel ve teorik boyutunu i

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir