Doç. Dr. Şavran: Birey artık aşı olmamanın toplumsal sonuçlarıyla ilgilenmiyor

Korona virüsü salgınıyla birlikte yeniden gündeme oturan aşı tereddüdünün yapısal nedenlerini anlatan Doç. Dr. Temmuz Gönç Şavran, aşı karşıtlarının her zaman var olacağını, bunun belli bir oranda kalmasını sağlamaya çalışmak gerektiğini söyledi. Şavran, “Artık birey kimliğini inşa edecek kolektif bir zemin bulamıyor, giderek kişiselleşiyor ve yalnızlaşıyor. Bu nedenle aşı olmasının veya olmamasının toplumsal, kolektif sonuçlarını düşünmüyor” dedi.

Doç. Dr. Şavran: Birey artık aşı olmamanın toplumsal sonuçlarıyla ilgilenmiyor

Dünyanın korona virüsü salgınına karşı “tek çare” olarak gördüğü aşının uygulanma süreci başladı. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkede aşılar belirlenen riskli grup sıralamasına göre yapılıyor. Türkiye’nin de Çin’den satın aldığı 50 milyon doz aşıdan ilk gelen 3 milyon doz üzerinde inceleme sürüyor. Sağlık Bakanlığı “acil kullanım onayı” verdikten sonra aşıların ocak ayı sonuna doğru uygulanması bekleniyor. Hızla atılan bu adımlara karşın aşı konusunda tereddütleri olan insan sayısı da gittikçe artıyor. Aşı tereddüdünü, nedenlerini ve geçmiş aşılanma deneyimlerinin bugün ne ifade ettiğini Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Temmuz Gönç Şavran ile konuştuk.

Korona salgınıyla mücadelede aşılama dönemine girdik. Ülkeler hızla nüfuslarını aşılamaya başladı. Ancak tam da bu hız, tereddüde neden oluyor. Aşı tereddüdü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aşı reddi ve tereddüdü tartışmalarının tarihi oldukça eski. Bugün aşı karşıtlığındaki bazı gerekçeler üç yüzyıl önce de ileri sürülüyordu.  Fakat günümüzde birkaç nedenden ötürü hem aşı tereddüdü davranışı kısmen yaygınlaşıyor hem de bu konunun önemi artıyor. Bu noktada yapısal koşulların bu tereddüdü mümkün kılmasına ve yaratmasına, ikincisi ise anlamlı bir sosyal eylem olarak bu davranışın anlamına bakmak gerekiyor.

AŞI TEREDDÜDÜNÜN 3 YAPISAL NEDENİ

Peki nedir bu yapısal nedenler nedir?

İlki neoliberalizmin 1980 sonrası yükselişiyle beraber, devletler sağlıkla ilgili sorumluluklarını terk etmeye, sağlığı piyasalaştırmaya başlaması. Buna ‘Sağlık ve hastalık bireyin kişisel tercihlerinin sonucudur’ söylemi eşlik etti. Bu yeni çerçevede sağlıklı olmak bir ahlaki pozisyon olarak görüldü, sağlığı kaybetmek de bireyin kendi sorumsuzluğuyla, ilgisizliğiyle ilişkiliymiş gibi gösterildi. Yani günümüzde devletin sorumluluğu üstlenmediği, risklerin ve belirsizliklerin sürekli vurgulandığı ve bireyin bu riskleri değerlendirip kendini kişisel olarak koruyacak önlemleri almak zorunda olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

İkincisi, risklerin değerlendirilmesinde internet etkisi. Bugün çok farklı kanallardan malumat edinmek mümkün. İnternetteki bilgi kirliliği hem bilimsel açıdan hem endüstriyle ilişkisi açısından tıbbın eleştirildiği bir dönemde son derece önemli hale geldi. İnsanlar için dikkate alınması gereken ve gerekmeyen bilgiyi birbirinden ayırmak son derece zor. Yapılan çalışmalar aşıyla ilgili risklerin kanıta dayalı çalışmalardan edinilmediğini gösteriyor. Yani insanlar bu bilgi kirliliği içinde risk algılarını ve düşünme modellerini sadece kendilerine anlamlı ve makul gelecek biçimde oluşturuyorlar.

Üçüncüsü, aşı toplumsal bir konu, çünkü aşı olmak veya olmamak toplumdaki diğer bireyleri, toplumun tamamını etkiliyor. Dolayısıyla aşı olmamanın getireceği risk, kolektif bir risk. Fakat bu günümüzde bireysel bir risk gibi algılanıyor. Sebebi bireyi her açıdan yalnız bırakan neoliberal paradigma. Artık birey kimliğini inşa edecek kolektif bir zemin bulamıyor, giderek kişiselleşiyor ve yalnızlaşıyor. Bu nedenle aşı olmasının veya olmamasının toplumsal, kolektif sonuçlarını düşünmüyor. Tabii halk sağlığı kolektif bir eylem ve bireylerin kişisel davranışlarını aşan bir olgu, ama buradaki mesele bireyin aşı konusunda topluma karşı bir sorumluluk hissetmemesi.

‘AŞI KARŞITI OLMANIN GRUP DEĞERİ VAR’

Bu nedenler silsilesi içinde aşı tereddüdü için başka ne söylenebilir?

Modern toplumda eylemlerimizin çoğu rasyonel, ama her rasyonel davranış amaca yönelik değil. Değere yönelik rasyonel davranış olarak adlandırılan bir eylem kategorisi var. Aşı karşıtlığında bu eylem tipini sık görüyoruz. Bazı çalışmalar şunu gösteriyor, çocuk aşıları konusunda özellikle geliri ve eğitim düzeyi yüksek aileler, yeni bir çevreye girdiklerinde aşı karşıtı olmanın bir grup değeri olduğunu görüyor ve daha önce bu konuda düşünmemiş olsalar da birden aslında aşı karşıtı olduklarını keşfediyorlar. Burada vurgulanan kendini toplumun geri kalanından bu açıdan ayıran bireyler olmak. Bu davranış günümüzde pek çok grupta itibar kazandıran, sembolik sermayeyi gösteren bir davranış olarak kabul ediliyor.

‘ÇİÇEK, BOĞMACA, KIZAMIK AŞILARI İLE GRİP AŞISINI BİR TUTMAMAK GEREKİYOR’

Aşı tereddüdü tartışmalarında bunu oluşturan nedenler arasında rehavet, rahatlık gibi konular sıralanıyor. Genelde “aşılar zamanında büyük başarı gösterdi ve hastalıklar zayıfladı, bazıları yok edildi (çiçek gibi), bugün biz bu hastalıkları unuttuk, hastalık hafızamız zayıfladı ve aşıların önemi anlaşılmıyor” deniyor.  Öte yandan bugün COVID-19 çok yeni mücadele ettiğimiz bir virüs, ölümler devam ediyor. Bu tablo aşıya karşı kararsızları anlamak için ne kadar geçerli?  

Aşı tereddüdü konusunda toplumsal hafıza önemli elbette. Bahsettiğiniz konu da genel olarak aşılamanın öneminin anlaşılmamasının nedenlerinden biri ama burada iki mesele daha var. Birincisi aşı çok geniş bir kavram, çiçek veya boğmaca, kızamık gibi hastalıkların aşıları ile grip aşısını bir tutmamak gerekiyor. Son on yılda kuş gribi, domuz gribi ve grip aşısı tartışmaları çok arttı. Ama grip aşısına karşı olanlar içinde kızamık aşısının önemini bilenler vardır. Mesele biraz da bireylerin COVID-19’u hangi gruba koyduklarıyla, bu konuda edindikleri bilgileri nasıl değerlendirdikleriyle ilgili. Hastalık yeni olduğu için ve belirtileri gribe benzetildiği için grip aşısı gibi daha az kritik bir aşı olduğunu düşünenler olabilir. Hastalığın sınıflandırılmasıyla ilgili bir mesele. İkincisi, şöyle düşünelim, çiçek veya çocuk felci aşısı günümüz koşullarında yapılıyor olsaydı acaba aşılama aynı derecede başarılı olur muydu? Bunu bilemeyiz elbette ama bugün toplumdaki güvensizlik, bilgi kirliliği, kolektif kimliğin zayıflamış olması, devlet politikası olarak algılanmaması belki olumsuz bir etki yaratırdı.

AŞI OLMAMAK MEDİKAL ALANDAN ÇEKİLMEK DEĞİL, SOSYAL ALANA DAHİL OLMAK ANLAMINA GELİYOR

DSÖ 2019’da küresel çapta sağlığa tehdit olan 10 konudan birinin aşı tereddüdü olduğunu açıkladı. Fakat ‘zannedildiği gibi her zaman tereddüdün nedeni bireysel bir tercih olmayabiliyor. Toplumsal arka planı var ve bağlamını gerek yerelde gerek ülke ölçeğinde anlamamız gerek’ dedi.  Bu ne demek?

Aşıya yönelik tutumlar ve davranışlar kimliklerin, toplumsal sınıfların ve sosyal ilişkilerin sonucunda oluşuyor. Bireylerin bu konudaki düşünceleri genellikle bir bilimsel değerlendirmeyle değil, kendi kültürel ve sınıfsal anlam sistemleri içinde, habitusları içinde büyük ölçüde kişisel bilinç dışında oluşuyor. Aşı karşıtlığı örneklerinde aşı olmamak medikal alandan geri çekilmek anlamına değil, sosyal bir alana dâhil olmak anlamına geliyor.

‘ABSÜRT SORULARI DA DİKKATE ALAN BİLGİLENDİRME YAPILMALI’

Peki bu konuda ne yapılabilir?

Mesela yerel düzeyde bilgilendirme, ama insanların düşüncelerini umursamayan, sorularını dikkate almayan bir bilgilendirme değil, ne kadar saçma veya absürt görünse de sorularını, ikilemlerini dikkate alan bir bilgilendirme. Tıp tabii kendi bilgisinin tek doğru ve geçerli bilgi olduğunu kabul ediyor, ama bu tavır ancak aşıların zorla yapılmasına neden olur, insanları aşının sağlıklı olduğuna, toplum sağlığı için aşı olmamız gerektiğine ikna etmez. İnsanların davranışlarını değiştirmek için insanların kendi gerçekliği içinden konuşmak gerekir, dünyayı o gözle görmek ve akıllarındaki soruları da bu perspektiften cevaplamak gerekir. Burada her fikre saygı duyulmalı gibi bir klişeden bahsetmiyorum. Bu fikirleri bilimsel açıklamaları göstererek değiştirmek bu yüzden pek olası değil, değiştirebilmek için fikrin gruplar tarafından nasıl anlamlandırıldığını, nasıl meşrulaştırıldığına bakmak ve buna göre bir strateji geliştirmek gerekiyor.

Bu tip bir bilgilendirmenin de işe yaramayacağı kişiler olacaktır. Aşı karşıtı olan veya tereddüt içinde olanlar belirli bir oranda hep var olacaklar. Hastalığın ölümcüllüğü bunu değiştirmez. Amaç bu kişileri zorla ikna etmek değil de aşı karşıtlığını tehlikeli olmayacak bir oranda tutmak, bu tutumun yaygınlaşmasını önlemek olmalı.

‘SAĞLIKLI OLMA HEDEFİ SÜREKLİ GÖZETLENEN BİR TOPLUMA DÖNÜŞMEMİZE NEDEN OLMAMALI’

Aşı tartışmaları içinde bazı ülkelerde aşının zorunlu olmasından farklı olarak “aşı pasaportu” “bağışıklık belgesi” gibi konular gündemde. Sizce bu tarz kısıtlamalar eşitsizlikleri derinleştirmede nasıl bir rol oynuyor?

Bu tip uygulamalar hastalığı ortadan kaldırma konusunda etkili olsa bile biyopolitik uygulamalar. Yani nüfusun ve yaşamın kendisinin politikanın nesnesi haline geldiği bir dönemde yaşamı sürdürmek, artırmak, nüfusu daha çalışkan, üretken, uysal kılmak için izlenen politikalar.  Sosyoloji ortaya çıkışından beri halk sağlığını çok önemsiyor, ama tıbbın hayatın her alanında karşı çıkılamaz bir otorite olması çeşitli açılardan sorunlu. Bu uygulamalar bilginin yeni türlerini denetim altına alan, hiçbir direniş noktasına yer bırakmayan uygulamalar olarak karşımıza çıkar ve yeni ahlaki pozisyonlar, insanların etiketleneceği yeni kategoriler oluşur. Bu kategoriler üzerinden de yeni baskı eksenleri oluşur. Kaldı ki bu belgeler için de karaborsa oluşabilir, bu belgeleri edinmek hem ekonomik hem de bürokratik nedenlerle toplumun her kesimi için mümkün olmayabilir.

Sağlıklı olma hedefi Judi Zeh’in Temize Havale adlı romanındaki gibi sürekli gözetlenen bir topluma dönüşmemize neden olmamalı. Aşı olmayanları da ayıracak mıyız, alerji gibi biyolojik nedenlerle olmayanlar ile ahlaki veya kültürel nedenlerle olmayanları ayırıp biyolojik nedenleri olanlara hiyerarşide daha üst bir yer mi vereceğiz? Bu tip zorlamalarla yapılacak değişikliğin beklenmeyen sonuçları da olur.

Kaldı ki çiçek veya kızamık örneklerinde Türkiye’nin aşılama konusunda iyi sonuçlar almasının nedenlerinden biri sağlık personelinin en ücra köylere kadar gidip aşıları yapmasıydı. Şimdi ise muhtemelen insanlar kendileri aşıya ulaşmak zorunda olacak. Aşı tamamen ücretsiz olsa ve genel sağlık sigortasına sahip olan ve olmayan herkese sağlansa bile yol parası veya konaklama maliyeti gibi nedenlerle ulaşamayanlar olacak.

Temmuz Gönç Şavran Kimdir?

Doç. Dr. Temmuz Gönç Savran, Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Erkek Hemşireler Değişen Roller, Çatışan Kimlikler (2017, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarıdır. Çalışma sosyolojisi, sağlık ve hastalık sosyolojisi, beden sosyolojisi, toplumsal cinsiyet akademik ilgi alanıdır.

Kaynak: DUVAR-Günsu Durak

İlginizi çekebilir