Dada ve Ütopya – Nur Altınyıldız Artun

Dada’nın belirgin niteliklerinden birisi, herhangi bir programa, kurama, yapıya sahip olmamasıydı. Başka avangard sanat hareketlerinin yenik düştüğü kuramsallaştırmanın gizli tehlikelerine boyun eğmemesiydi.

Herhangi birine biat etmeksizin ekspresyonizmi, fütürizmi, kübizmi, konstrüktivizmi kendi içinde barındırabilen; sanatla hayatı keyfî, kaotik, anarşist bir biçimde kaynaştıran, dizginlenmeye gelmeyen bir şölendi Dada. Düşünce babası, filozof Hugo Ball’a göre Dada’ya bir sistem dayatmak, alaşağı etmeye yeltendiği toplumsal, sanatsal, siyasal ve kavramsal denetim mekanizmalarına onu tabi etme tehlikesini taşıyordu. Dolayısıyla Ball, Zamanın Dışına Kaçış: Bir Dada Günlüğü başlıklı kitabında izlendiği gibi, Dada için kendi içinde tutarlı bir teori sunmuyordu. Buna rağmen kitabı, günlük yapısının da gereği olarak, düşünsel fragmanlardan oluşan bir kolajı andırıyordu. Joel Freeman, “Ernst Bloch and Hugo Ball: Toward an Ontology of the Avant-Garde” (Ernst Bloch ve Hugo Ball: Bir Avangard Ontolojine Doğru) başlıklı makalesinde Ball’ın günlüğünde izini sürdüğü bu fragmanlar ile, onun 1917’de Bern’de tanıştığı Marksist filozof Ernst Bloch’un estetik felsefesi arasındaki bağlantıların peşine düşüyor. Dada’nın bunca etkili olmasının ve yaygınlaşmasının berisinde “kuru ve mekanik bir soyutlama olarak kuramın tuzaklarına düşmeyen bir kuram” olduğunu, bunun da Bloch’un estetik kuramının ışığında açığa çıktığını öne sürüyor.[1]

Hugo Ball, Ernst Bloch ve Walter Benjamin Buluşması

Hugo Ball, Galeri Dada’ya destek olmak için geri döndüğü Zürih’i ve Dada’yı 1917 ortalarında nihai olarak terk ettikten sonra, o yılın Eylül’ünde Bern’e gitti. Alman mültecilerin savaşa karşı eyleme geçtiği, İttifak devletlerinin propagandalarını yürüttüğü, casusların cirit attığı bu kentte, Ball’ın hayatında, “estetik geriye düşerken, siyaset ön plana çıkıyordu”.[2]  Ball ile Bloch’u buluşturan, İsviçre’ye sığınmış olan savaş mültecilerinin Bern’de 1917’de yayınlamaya başladıkları savaş ve iktidar karşıtı gazete idi: Die Freie Zeitung (Özgür Gazete). Bloch’un “Hıristiyan Bakuninci” diye andığı Ball, gazetenin en karizmatik figürüydü.[3] Benjamin de aynı sıralarda Bern’e gelince yazılarıyla düzenli olarak gazeteye katkıda bulundu.[4] 1920’de, Almanya’daki devrimci hareketlerin durulmasıyla birlikte Die Freie Zeitung’un yayını da sona erdi.[5]

Hemen hemen yaşıt olan iki filozof, Ball ve Bloch, 1917’de Bern’de tanıştılar; ortak noktaları çoktu. İlgileri, merakları, dünyanın ahvali karşısındaki tutumları örtüşüyordu. Her ikisi de Münih’te 1905-1906 yıllarında felsefe ve edebiyat okumuşlar ve burada ekspresyonizme merak salmışlardı. Her ikisi de savaş karşıtıydı ve savaş yerine sürgüne gitmeyi seçmişlerdi. Savaş makinesi ayrıca onları makineye ve makineleşmeye de düşman etmişti. Her ikisi de Almanya’nın çöküşünün kökenlerine kafa yoruyorlar ve bu çöküşü 16. yüzyıldaki Protestan Reform hareketinin yenilgisine bağlayarak, politik ve teolojik devrim arasında bağ kuruyorlardı. Resmî Almanya tarihlerinde Reform hareketinin devrimci teoloğu ve kurbanı Thomas Müntzer’e haksızlık edildiğine inanıyor ve Martin Luther’in yüceltilmesine içerliyorlardı. Her ikisi de mistisizmle anarşizm arasındaki ilişkilere merak duyuyorlardı. İnsanın varoluşuna hükmeden zamansallığı sorguluyorlardı.[6]

 

      

Hugo Ball, Ernst Bloch ve Walter Benjamin.

 

O sıralarda Ball, daha önce yayınlanan iki tiyatro oyununu saymazsak, ilk teorik kitabı Zur Kritik der deutschen Intelligenz’i (Alman Entelijansiyasının Eleştirisi) yazıyordu, Bloch da kendi ilk kitabı Geist der Utopie (Ütopya Tini) üzerinde çalışıyordu. Ball günlüğüne kaydettiği gibi, “sık sık ütopyacı arkadaşı E. B. ile birlikte görünür olmuştu”. [7] 1917 sonlarında Benjamin’in de yolu Bern’e düştü; 1919 baharında, tesadüfen kapı komşusu olan Ball ve eşi Emmy Hennings’le tanışacaktı. Burada Bern Üniversitesi’ne yazmakta olduğu tezle uğraşan Benjamin’in Dada’ya ilgisi bu sıralarda uyanmıştı. Ball, Benjamin’i Bloch’la tanıştırdı. [8] Durmadan birbirleriyle tartışan bu üçlü arasında sıkı bir dostluk kuruldu.[9]

Ball’ın Anarşizminin Kökenleri

Ball ve Huelsenbeck henüz Dada ortaya çıkmadan bir yıl önce, 12 Şubat 1915’te Münih’te yayınladıkları “Edebi Manifesto”da şöyle diyorlardı: “kendimizi ikon kırıcıların ve her türlü radikalin yanında konumlandırıyoruz … Karşı çıkmak istiyoruz”.[10] On yıl sonra, günlüğünü baskıya hazırlarken yayıncısına gönderdiği mektupta Ball, “her türlü anarşiye kendisini kaptırdığının” bu günlüğün ilk 90 sayfasında ortaya serildiğini yazıyordu: “Düşüncede, sanatta, siyasette anarşi, kitabın akışı içinde giderek daha belirgin bir biçimde ortaya çıkacak ve başlı başına kitabın kilit meselesi olacak. Bildiğin gibi Reform hareketinde bu anarşinin izini sürüyorum.”[11]

Ball’ın ikon kırıcılığının ve anarşizminin temelinde hem Hıristiyan teolojisine duyduğu ilgi hem de, başta Bakunin olmak üzere Rus anarşistlerine olan hayranlığı vardı. Bir yandan fütüristlerle haşır neşir olup, bir yandan “Edebi Manifesto”yu kaleme alırken Ball aynı zamanda Engels’in “pleblerin devrimcisi” diye nitelediği, Reform hareketinin radikal teoloğu Thomas Müntzer üzerine bir yazı yazıyordu.[12] Müntzer’in, feodallere, Katolik kilisesine ve Martin Luther’e karşı açtığı savaşı inceliyordu. Köylülerin ve pleblerin başına geçerek bir ayaklanma başlatan Müntzer, 1525’te Alman Köylüleri Savaşı diye bilinen çatışmada Luther’in işbirliği yaptığı feodal güçlere yenilerek, işkence edilip öldürülmüştü. Ball daha 1914’te Müntzer’e ilgi duymuş ve onunla Rusya’daki devrimci yazarlar arasında paralellikler kurmuştu.[13] Reform hareketi sırasında beliren ve Hıristiyanlığın o zamana kadar oluşturduğu maddi kültürün imhasını öngören ikon kırıcılığı gayet politik bir olaydı.[14] Ball, Almanya’nın çöküşünü geçmişte yaşanan Reform hareketinin amacına ulaşamamasıyla ilişkilendiriyordu. Die Freie Zeitung’a yazdığı ilk yazıda Almanya’da yaşanmakta olan buhranı ve çürümeyi, “şeytani keşiş” Luther’in ihaneti sonucunda vaatleri gerçekleşemeden kalan Reform hareketine bağlamıştı. Ona göre, “Luther’in ‘tinden yoksun tenine’ karşı Müntzer’in mücadelesi, devletçi sosyalistlerin tinden yoksun tenlerine karşı Bakunin’in yürüttüğü mücadele kadar  istikrarlıydı.”[15] Aslında, Bakunin de “bütün kötülüklerin kökeni Reformasyon” diyordu.[16] Politik ve teolojik devrim arasındaki benzerlikler Dada öncesinde ve sonrasında Ball’ı meşgul etmeyi sürdürdü. Müntzer hep kahramanı olarak kaldı; her gittiği yere onun portresini de taşıdı.[17]

Ball’ın Die Freie Zeitung‘daki yazılarının çoğu, Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki sorumluluğu ve Almanya’nın çöküş nedenleri arasında gördüğü burjuva Prusya kültürüyle ilgiliydi. Aslında onun bu kültüre karşı tavrı, Dada’nın nihilist, anarşist saldırılarıyla doruğa ulaşmıştı. Ball 1919’da yayınladığı Alman Entelijansiyasının Eleştirisi kitabında, Prusya-Almanya militarist Protestan geleneğinin izlerini yine 16. yüzyılın Reform hareketine bağlıyordu. Ona göre Alman entelektüellerinin önündeki çözüm, Fransız Devrimi ve Rus anarşist düşüncesinin siyasal ve felsefi ideallerinde yatıyordu.[18] 1920’de Katolik olan Ball sonraları iyice inzivaya çekilip Hıristiyan mistisizmine yönelecekti.

İşin ilginç yanı, Ernst Bloch da Müntzer’le haşır neşir olmuştu. Savaş sonrasında, tam da Alman devriminin hüsranla sonuçlanmasının ertesinde, Thomas Müntzer als Theologe der Revolution (Devrimin Teoloğu Olarak Thomas Müntzer) başlıklı kitabını yayınlayacaktı (1921). O sırada 1918 Alman Devrimi’ne karşı en büyük şiddetin uygulandığı kentte, Münih’teydi. Kitabı devrim hareketlerinin kabardığı sıralarda yazmaya başlamıştı. Ancak kitap tamamladığında devrim umudu çoktan kaybolmuştu. Tıpkı 16. yüzyılda yenilgiye uğrayan teolojik devrim gibi.

Ball ilk kitabı Alman Entelijansiyasının Eleştirisi’nde, yaşadığı karanlık dönemin derin hayal kırıklıklarını anlatıyordu. Buna karşın Bloch, Ütopya Tini’nde bu karanlığın içinde umut arıyordu.

Bloch’un Ütopyası

Bloch ütopyasını yıllar boyunca geliştireceği “noch nicht Bewusstsein” kavramı üzerine inşa eder. “Henüz meydana gelmemiş, dolayısıyla bilincine varılmamış” anlamına gelen bir kavram. Bu kavramı ilk kez 1919’da Bern’deyken yayınladığı “Das Noch Nicht Bewusste Wissen”  (Henüz Bilincine Varılmamış Bilgi) başlıklı kısa makalesinde ele alır. Makale, Ball’ın da zaman zaman yazdığı, avangard yazarlara açık Die Weissen Blätter’de çıkar.[19]  Bloch’a göre insan ontolojik olarak nâtamamdır, dolayısıyla hep eksikliğini giderme, tamamlanma arzusuyla var olur ve bu dürtü onu geleceğe yönlendirir. ‘Umut’ ve ‘Ütopya’, oluşun motoru olan bu temel güdüyü tarif eden ontolojik kategorilerdir. Bloch’un ütopyası bilinmeyen bir geleceğe ötelenmez, varlığa içkindir. Yaşanan her anda zaten mevcuttur.

Bloch estetiğe dair tezini de Ball ve Hennings’le yakın ilişkilerinin sürdüğü sıralarda geliştirir. Bu tez, Alman estetik felsefesinden bir kopuşa işaret eder; çünkü, sanatın metafizik olarak yapılanmış, tarihsel olarak belirlenmiş bir hakikati yansıttığı düşüncesini Bloch “noch nicht Bewusstsein” kavramı ışığında dönüştürür. Sanatın hakikatini geçmişin şifrelerinde değil, “henüz meydana gelmemiş, dolayısıyla bilincine varılmamış” olanı haber veren içeriğinde bulur. Sanat, hem insanın ve nesnel maddesel dünyanın tamamlanmamış bir oluş sürecinde bulunduğunu hem de “henüz meydana gelmemiş” olanın izlerinin bugünde mevcut olduğunu ifşa eder; öngörüsel bir aydınlanmayı uyandırır. Hakikati sanatta keşfederiz. Bloch düşüncesinde estetiğe ayrıcalık tanır, çünkü ister dilbilimsel, ister toplumsal ya da zamansal olsun, sabit bir kavramsal düzen yanılsamasını delik deşik edebilen sadece sanattır.[20]

Zamanın Dışına Kaçış

Gerek Bloch, gerekse Ball araçsallaşmış lineer zaman anlayışına karşıdırlar. Rasyonel ve yönetilebilir bir toplumsal düzeni ve modernitenin teknolojik ilerlemesini, saatin dayattığı egemen zaman kavramının yönlendirdiğini düşünürler. Ball, zaten başlığı da Zamanın Dışına Kaçış olan günlüğünde “soyut bir çağın sıradan saati infilak etti” der.[21] Bloch da, estetik deneyimin yalnızca geçmişi değil, geleceği de bağladığını; şimdiki zamanın da “henüz meydana gelmemiş” olanı barındırdığını önerdiği için doğrusal zaman modelini alaşağı eder. Bu düşünceler, Francis Picabia’nın Dada dergisinin 4-5. sayısında yayınlanan desenini hatırlatır. Picabia bu deseninde bir çalar saati yere fırlatıp parçalayarak zamanın insan üzerindeki tahakkümüne meydan okur.[22] Tristan Tzara’nın simültane şiirleri de öyle.

Joel Freeman makalesinde Bloch’un estetik felsefesinin Dada’da tezahür ettiğini öne sürüyor. “Henüz meydana gelmemiş, bilince işlenmemiş” olanı en başta sanatın haber verdiğini öngören Bloch, ütopyasını ‘somut’ olarak niteler. Oysa ona göre faşizm, ve ütopik vaatler üzerinden işleyen Nazi propagandası, ideolojik olarak ‘soyut’ ütopyalara bağlılığın sonucudur.[23] Bu noktada,  akla Berlinli dadacı Johannes Baader’in, henüz Nazi partisinin adının yeni konduğu, Hitler’in parlak bir hatip olarak yeni yeni öne çıkmaya başladığı 1920 başlarında bir Dada eylemi olarak nasyonalist partiye rakip, kendi Alman Özgürlük Partisi Deutsche Freiheitspartei’ı kurması geliyor.[24] “Henüz meydana gelmemiş, bilince işlenmemiş” olanın habercisi…



[1] Joel Freeman, “Ernst Bloch and Hugo Ball: Toward an Ontology of the Avant-Garde”, Dada Culture: Critical Texts on the Avant-garde içinde, der. Dafydd Jones (Amsterdam: Rodopi, 2006) s. 239-244.

[2] 7 Eylül 1917, Hugo Ball, Flight Out of Time: A Dada Diary [1927], der. John Elderfield, çev. Ann Raimes (New York: Viking Press, 1974), s. 133.

[3] Anson Rabinbach, In the Shadow of Catastrophe: German Intellectuals Between Apocalypse and Enlightenment (Berkeley & Los Angeles: University of California, 1997) s. 76.

[4] Debbie Lewer, “Hugo Ball, Iconoclasm and the Origins of Dada in Zurich”, Oxford Art Journal, 32 (2009) s. 32.

[5] Emmy Hennings, “Foreword to the 1946 Edition”, Hugo Ball, Flight Out of Time: A Dada Diary içinde, der. John Elderfield, çev. Ann Raimes (New York: Viking Press, 1974) s. lv.

[6] Joel Freeman, “Ernst Bloch and Hugo Ball, s. 226-227.

[7] 18 Kasım 1917, Hugo Ball, Flight Out of Time, s. 145.

[8] Ivan Boldyrev, Ernst Bloch and His Contemporaries, Locating Utopian Messianism (Londra: Bloomsbury, 2014) s. 115 ve “Chronology, 1892-1926”, Walter Benjamin, Selected Writings Volume 1, 1913-1926 içinde, der. Marcus Bullock & Michael W. Jennings (Cambridge, MA & Londra: Belknap Press of Harvard University Press, 2002) s. 503.

[9] Ivan Boldyrev, Ernst Bloch and His Contemporaries, s. 4 ve 118 ve Debbie Lewer, “Hugo Ball”, s. 23, dipnot 38 ve s. 32.

Ball ve Benjamin, siyasetin ve medyanın elinde uğradığı yozlaşma karşısında dilin yeniden ilksel yapısına döndürülmesi konusunda benzer görüşleri paylaşıyorlardı.

[10] Aktaran Debbie Lewer, “Hugo Ball”, s. 23.

[11] Aktaran a.g.e., s. 28-29.

[12] 28 Eylül 1917, Hugo Ball, Flight Out of Time, s. 138.

[13] 12 Aralık 1914, a.g.e., s. 14.

[14] Debbie Lewer, “Hugo Ball “, s. 21-22.

[15] Aktaran a.g.e., s. 23, dipnot 35 ve s. 22.

[16] Anson Rabinbach, In the Shadow of Catastrophe, s. 78.

[17] 28 Eylül 1917, Hugo Ball, Flight Out of Time, s. 138.

[18] Timothy Shipe, “Hugo Ball 1886-1927” maddesi, Encyclopedia of German Literature içinde, der. Matthias Konzett (Chicago & Londra: Fitzroy Dearborn Publishers, 2000) s. 69. Ball’ın kitabı, Die Freie Zeitung’un yayınevi Der Freie Verlag’ın ilk yayınıydı.

[19] Joel Freeman, “Ernst Bloch and Hugo Ball”, s. 232.

[20] A.g.e., s. 234 ve 237.

[21] Aktaran a.g.e., s. 244.

[22] Bkz. “Dada Dergisi”, e-skop (8 Nisan 2016).

http://www.e-skop.com/skopbulten/dadanin-100-yili-dada-dergisi/2890

[23] Joel Freeman, “Ernst Bloch and Hugo Ball”, s. 250.

[24] Bkz. “Dada Enternasyonalizmi”, e-skop (16 Temmuz 2016).

http://www.e-skop.com/skopbulten/dadanin-100-yili-dada-enternasyonalizmi/3007

Kaynak: E-SKOP

İlginizi çekebilir