CEMAZ-ÜL EVVELİNİ İYİ BİLDİĞİMİZ BİR TEORİ (III) (Dev tekellerin kontrolünde bir küresel ticaret) – Mustafa Durmuş

Tekelci kapitalizm ve tekelci sermaye kavramı yeni bir kavram değil, 20.Yüzyılın başından itibaren Marksistler tarafından kapitalizmi tanımlarken kullanılan bir kavram.

1970’lerin sonlarından itibaren ise tekelci finans sermayenin neredeyse tüm ekonomik faaliyetleri kontrol eder bir konuma yükseldiğine tanık olduk. Öyle ki bugün artık tekelci finans sermayeden özerk ya da ondan bağımsız hiçbir ekonomik faaliyetten söz edilemiyor.

Bir başka anlatımla, tekelci finans sermaye her kapitalist faaliyeti denetliyor, hatta özerk bir görünüme sahip olduğu düşünülen ekonomik faaliyetleri dahi kontrol edebiliyor. Bu konuda tarımsal faaliyetler özellikle çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Çünkü bu faaliyetler; ona girdi temin eden, tohum, tarım ilacı veren, kredi sağlayan ve pazarlama ağı sunan tekellerce kontrol ediliyor. Bu, niteliksel ve kalıcı bir değişiklik. Tüm alanlara yayılmış olan bir tekel durumu söz konusu (1).

43 BİN TEKELDEN OLUŞAN KÜRESEL SERMAYE AĞI

Küresel düzeyde sermaye ağına ilişkin bazı veriler tekelci finans sermayenin kontrol gücünü sergiler nitelikte: Dünyada 2007 yılı itibariyle 43,060 çok uluslu şirketten oluşan bir sermaye ağı var. Bu ağ küresel kapitalist ekonomik gücün kaynağını oluşturuyor. Bu ağın yüzde 40’ı tek başına 147 şirketin elinde. En tepedeki 50 şirketten 1’i hariç kalan tamamının finans şirketlerinden oluşması finans kapitalin gücünü ortaya koyuyor (2).

Küresel üretimde de benzer bir tekelleşme eğilimi söz konusu. Yani dünya üretimi ve ticareti az sayıda çok uluslu şirket tarafından doğrudan ve dolaylı yollarla kontrol ediliyor.

TRIAD’DA YERLEŞİK 100 DEV ŞİRKET

Öyle ki dünyanın en büyük 100 çok uluslu şirketi ABD, AB ve Japonya’da (TRIAD) yerleşik durumda. Bu şirketlerin aralarındaki ilişki klasik anlamdaki rekabetten farklı. İlişki daha ziyade bir rakiplik ve işbirliği diyalektiği biçiminde yürüyor.
Özellikle de fiyat rekabeti çok tehlikeli bir şey olarak düşünüldüğünden genelde bundan sakınılıyor. Bunun yerine firmalar büyük ölçüde düşük emek gücü maliyetli durumlara, hammadde ve girdi rekabetine ve ürün farklılaşmasına yöneliyorlar (3).

Uluslararası tekelci sermayenin iktisadi gücünün yoğunlaşması ve kontrol gücünün artması (dolaylı bir biçimde), taşeronluk ve yönetim sözleşmeleri, anahtar teslimi anlaşmalar, franchising, lisanslama ve ürün paylaşımı gibi uluslararası stratejik ittifaklarla da sağlanıyor (örneğin Star Alliance gibi mega işbirlikleri THY dahil otuza yakın ülke hava yollarını bünyesinde topladı).

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Nestlé, PepsiCo, Coca-Cola, Unilever, Danone, General Mills, Kellogg’s, Mars, Associated British Foods ve Mondelez’den oluşan 10 şirket dünyadaki büyük yiyecek ve içecek piyasasını kontrol ediyor ve bunların her biri her yıl milyarlarca dolar kazanıyor (4).

Keza küresel silah ticaretini 10 şirket kontrol ediyor. Bunun 7’ si ABD’li. Yılda savunma harcamalarına küresel olarak 1,7 trilyon dolar harcanıyor ve bunun 375 milyar doları silah alımında kullanılıyor (5).

Aralarında Wolkswagen, Toyota, Renault-Nissan-Mitsubishi, General Motors, Ford Motor Co ve ve Fiat-Chrysler’in bulunduğu toplam 15 küresel otomotiv şirketi ise dünya otomotiv piyasasını elinde tutuyor (6).

UNCTAD RAPORLARINDA YER ALAN GERÇEK

Küresel ticaretin serbest olmadığı gibi, az sayıda büyük çok uluslu tekelin kontrolü altında olduğu gerçeği Birleşmiş Milletler Örgütü’ne bağlı UNCTAD’ın son raporlarından birinde de teyit ediliyor.

“Güç ve Serbest Ticaret Kandırmacası” (7) başlıklı raporun sunuş yazısında Örgütün Genel Sekreteri M. Kituyi şöyle söylüyor:

“Sadece finans değil, küresel ticaret de büyük oyuncuların kontrolü altında. Her ne kadar azgelişmiş ülkeler küresel ticarete daha fazla dâhil olsalar da, küresel üretim ağındaki gücünü ve payını artıran çok uluslu şirketler küresel ticari ilişkileri daha da eşitsiz bir hale getiriyorlar”.

10 FİRMANIN PAYI YÜZDE 42

Raporun bulgularına göre, petrol dışı ihracatta 2014 yılında, dünyada en büyük yüzde 1 çok uluslu şirketin payı yüzde 57 oldu. Sayı olarak, en büyük 5 firmanın payı yüzde 30 ve en büyük 10 firmanın payı yüzde 42 oldu (Amazon ve Ali Baba gibi devlerin ciroları dikkate alındığında tekelleşmenin dijital ticarette daha yüksek olduğu ileri sürülebilir).

Nitekim 2,000 en büyük çok uluslu şirketin küresel ticaret ile paralel olarak artan kârlarına bakıldığında tekelleşmenin serbest ticaret iddiasını nasıl çürüttüğü açıkça görülebiliyor.

MERKEZDE TOPLANAN EKONOMİK GÜÇ

Çünkü en büyük 2,000 küresel çok uluslu şirketin yıllık kârları 1990’ların sonlarında 0,7 trilyon dolar iken, 2014 yılında neredeyse 4 kat artarak 2,6 trilyon dolara yükseldi (8). Yani uluslararası ticarette çok büyük bir güç asimetrisi mevcut.
Kısaca bugün sermaye temerküzü kendini uluslararası tekelci sermayenin hızlı büyümesinde sergiliyor. Teknolojinin yanı sıra küresel sermaye her zamankinden daha fazla akışkan hale geliyor.

Böylece, serbest ticareti esas alan Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi söylemde mantıklı gibi görünse de, gerçek dünyada uluslararası ticaret onun ileri sürdüğü gibi işlemiyor. Çünkü bu teori dünyadaki asimetrik güç ilişkilerinin varlığını ve gücün küresel olarak bir merkezde toplandığı gerçeğini görmezden geliyor.

ZENGİNLER KENDİ ARALARINDA TİCARET YAPIYOR

Ayrıca uluslararası ticaretin ağırlıklı kısmı sanıldığı gibi gelişkin-sanayileşmiş ülkelerle, azgelişmiş ülkeler arasında yapılmıyor (tıpkı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının üçte ikisinin gelişkin ekonomilere yapılması gibi). Tersine bu sanayileşmiş ülkeler daha ziyade kendi aralarında ticaret yapıyorlar. (9).

Paul Krugman, “Uluslararası Ticaret ve Ekonomik Coğrafya” adlı ve 2008 yılında kendisine Nobel ödülü getiren çalışmasında; gelişkin ekonomilerin neden daha çok kendi aralarında ticaret yaptıklarının yanıtını verirken Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisinin geçersizliğini de ortaya koydu.

Ana akım iktisatçılar arasında da kafa karışıklığına neden olan bu durumu Thomas Pugel ise talep ve arz yönünden şöyle açıklıyor:

Talep yönünden, sanayileşmiş ülkelerdeki tüketiciler satın alacakları ürünlerde çeşitlilik ararlar. Bunu da en iyi sanayi alt yapısı çok çeşitli ve gelişkin olan sanayileşmiş ülkeler sağlarlar. Arz yönündense böyle çeşitliliğe sahip üretimin maliyetlerini düşüren bazı olgular devreye girer. Örneğin üretim / çıktı arttıkça birim (ortalama) maliyetleri düşürme, dolayısıyla da daha ucuza üretme imkânı veren ölçek ekonomileri sanayilerde gerçekleşir. Keza sanayileşmiş ekonomilerde tarihsel olarak deneyimlenen ve bir işi yapma konusundaki deneyim arttıkça o işin çok daha iyi yapılmasını sağlayan “yaparak öğrenme” devreye girer. Bu da sanayileşmiş ülkelere kalıcı bir avantaj sağlar. Buna karşılık Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisinde tarihin hiçbir önemi olmadığından teori bu olguları dikkate almaz (10).

Bu teori aynı zamanda ülke içinde sektörler ve sektörde üretimde bulunan sermaye grupları arasındaki çıkar farklılıklarını ve çelişkileri de ihmal eden bir teoridir.

Öyle ki tarımsal üretimin ve ihracatının ağırlıkta olduğu bir sektör açısından girdi fiyatlarını düşürecek bir serbest ticaret politikası (düşük tarifeler) kabul edilebilir. Ancak bu durum yerli imalat sanayi sektörünü yabancı sermaye ile rekabete sokacağından ve bu rekabetten yerli sanayi zararlı çıkacağından bu kesimler açısından kabul edilmez bir durumdur (11).

Devam edecek…

07 Haziran 2019

Mustafa Durmuş

 

DİP NOTLAR:

(1) Irene León, “The World Seen from the South: Interview with Samir Amin”,http://mrzine.monthlyreview.org (20 June 2012).
(2) Richard B. Du Boff, “Who Controls Capital? What Does Capital Control?”,http://mrzine.monthlyreview.org, 2011.
(3) John Bellamy Foster, Robert W.McChesney, R.Jamil Jonna, “The Internationalization of Monopoly Capital”, Monthly Review, Vol 63. No 2 (June 2011), s. 2, 7.
(4) http://www.independent.co.uk, (6 November 2016).
(5) http://www.visualcapitalist.com/companies-dominating-global…(12January 2018).
(6) Jeff Desdardines, “The 15 Corporations That Make the Most Cars”,http://www.visualcapitalist.com (11 October 2018).
(7) UNCTAD, , Trade and Development Report 2018: Power, Platforms and the Free Trade Delusion, 2018.
(8) Agr. s. 56.
(9) Greg Wright, “The US is a whole lot richer because of trade with Europe, regardless of whether EU is friend or ‘foe’” https://theconversation.com (18 July 2018).
(10) Thomas Pugel, International Economics,NewYork: McGraw-Hill Irwin, 2007’de aktaran, Rod Hill ve Tony Myatt, İktisat: Eleştirel Ders Kitabı-Eleştirel Düşünürün Mikroiktisat Kılavuzu (Çeviren: Hüsnü Bilir), Heretik Yayınları, 2017, s. 82.
(11) Johnny Fulfer, “Free-Trade or Protectionism? Moving Beyond a World of Binaries”, https://economic-historian.com (24 May 2019).

İlginizi çekebilir