Bedenini Model Olarak Kullanan Rugül Serbest: Resim Sessiz Olmalı – Ayşe Aldemir

Ressam Rugül Serbest, “Az şeyle çok şey ifade etmek istiyorum. Abartıdan, aşırılıktan hoşlanmıyorum. Resim sessiz olmalıdır. Bir renk diğer bir rengin önüne geçmemelidir” diyor.

Taner Ceylan’ın ifadesiyle, “Resmi klasik ustaların desen teknikleriyle, neredeyse çizgilerle oluşturan” başarılı bir sanatçı Rugül Serbest. Kendi bedenini ve yüzünü biçim olarak ele alan, resimlerinin yalınlığı ve yarattığı güçlü duyguyla öne çıkan sanatçıyla, üretim sürecine, geçmiş çalışmalarına ve yeni projelerine dair atölyesinde bir söyleşi gerçekleştirdik.


“Bir Deniz Hayal Et”

Bir çalışmanın yaratım süreci sizde nasıl gelişir?
Okuduğum kitaptaki bir cümle, izlediğim filmdeki bir sahne, yolda yürürken gördüğüm bir olay ya da gördüğüm bir rüya, her şey bana ilham verebilir. Yaşamın içinden gerçekliği yakalayıp, onu resme dönüştürmek, sanatımın başlangıç noktası bu. Sonrası heyecanlı bir bekleyiş. Yaptığım bir resim benim için de sürprizlerle dolu. Bir resme ne kadar önceden de karar versem çıkan sonuç hep farklı oluyor. Yaparken değiştirmeyi ya da dönüştürmeyi seviyorum.

“Dünyanın Teni”, “Bir Deniz Hayal Et”, “Uzun Yürüyüş” gibi çalışmalarınız, diğer çalışmalarınızdan oldukça farklı; klasik dönem resim anlayışına atıflar var gibi. Bu durum eskiye dönme arzusu ya da eskiyi anımsatma ihtiyacı olarak yorumlanabilir mi?
Önceden kendimi sadece iç mekânlarda resmediyordum. Taner Ceylan’la olan sergi projemiz süresince uzun görüşmelerimizin sonucunda kendime yeniden bakmamı ve sanatımı yeniden sorgulamamı sağladı. İlk resim olarak da doğayla bütünleştiğim “Dünyanın Teni” resmi ortaya çıktı. Önceden sadece kendim olma ve var olmanın anlamı üzerine düşünürken dünyayla olan ilişkim üzerine de düşünmeye başladım bu resimlerle. Tekniğim, dediğiniz gibi, klasik ustaların resimlerini anımsatıyor. Eski dönem resimlerini ve o dönemi anımsatan işleri seviyorum. Çalışmanın verdiği sabrı ve emek sürecini hissetmek hoşuma gidiyor.

Freud, “Mona Lisa’nın tebessümü, uzun zamandır uyur durumda bulunan bir şeyleri uyandırdı Leonardo’nun zihninde, muhtemelen eski bir anıyı. Bu anı onun için o kadar önemliydi ki, bir kez uyandıktan sonra bir daha asla kurtulamadı pençesinden” der. Sizin için böyle bir an söz konusu oldu mu üretim sürecinde?
Evet, benim de böyle hissettiğim zamanlar oluyor. Her resim özel olsa da bazılarının benim için hem duygusu hem de anısı çok güçlü. Keşke satmasaydım dediğim resimlerim oldu ama bunu aşmak gerekiyor. Çünkü onun duygusu hâlâ bende ve benimle olacak her zaman.

Bir ressam olarak, karşılaştığınız bir çalışmada nelere dikkat ediyorsunuz? Size göre resmi anlamlı kılan nedir?
Abartıya ya da kolaya kaçmayan, az şeyle çok şey ifade eden resimler ilgimi çekiyor. Bana göre resmi anlamlı kılan o resmin duygusudur.

Çok katmanlı boya kullanımlarının, sıra dışının ve aşırılığın öne çıktığı bu dönemde, sizin çalışmalarınız sadeliği ve yalınlığıyla öne çıkıyor. Bilinçli bir tercih mi söz konusu? Bu durum, mevcut sanat anlayışına karşı çıkış olarak yorumlanabilir mi?
Evet, dediğim gibi az şeyle çok şey ifade etmek istiyorum. Abartıdan, aşırılıktan hoşlanmıyorum. Resim sessiz olmalıdır. Bir renk diğer bir rengin önüne geçmemelidir diye düşünüyorum. Resimlerimde sadeliğe ve sakinliğe erişmek istiyorum.


“Mektup”

René Magritte, resimlerinin akla gizemi getirdiğini ve manasının olmadığını söyler. Bu bağlamda resmin anlaşılmaktan ziyade hisse dayalı süreçlerle ilgili olduğuna dair tartışmalar da var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İzleyiciye hiçbir soru bırakmayan resimleri ben de sevmiyorum. Bu bağlamda resmin gizemli olma konusunda René Magritte’e katılıyorum. Bazı anlar vardır anlayamadığımız ya da açıklayamadığımız, kalakaldığımız, kımıldayamadığımız. Ben o gizemli anları yakalamaya çalışıyorum.

Çoğu çalışmanızda kendi bedeninizi model olarak seçmeniz, tekrara düşmek konusunda kaygı uyandırıyor mu sizde? Yoksa bu durum, yaratıcılığın aşamalarından birisi olarak mı değerlendirilmeli?
İçinde bulunduğum duygu durumlarını yansıtmaya çalışıyorum. Bunu da en iyi şekilde kendi üzerimde anlatabileceğimi düşündüğüm için kendi bedenimi ve yüzümü biçim olarak ele alıyorum. Hepimiz bir bedene sahip olarak bu dünyada yaşıyoruz ve bir anlığına da olsa başkası olmamız mümkün değil. Bu asla deneyimleyemeyeceğimiz bir şey. Gördüğüm, hissettiğim şeyleri içselleştirerek bedenimde yansıtıyorum. Bu ne zamana kadar sürer ben de bilmiyorum. Planlı değil, içimden geldiği gibi çalışıyorum.


“Ressam ve Modeli”

Çağdaş sanatla ilgili düşünceleriniz nedir, özellikle yeni medya bağlamında üretilen yeni işler söz konusu. Sizce sanat, Baudrillard’ın ifade ettiği gibi giderek bir tüketim nesnesine mi dönüşüyor?
Her dönem yapılan tartışma konusudur, “tuval resmi ölüyor mu?” Ya da “tuval resmi bitti” gibi, ancak görünen o ki tuval resmi varlığını her zaman sürdürdü ve sürdürmeye devam edecektir. Ben tuval resmi yapıyorum, kendimi en iyi bu malzeme ile ifade edebildiğimi düşünüyorum, ama beni heyecanlandıran farklı disiplinlerdeki çalışmaları da takip ediyorum. Hangi disiplinde olursa olsun duygusu, ruhu olan işleri beğeniyorum.

Üzerinde çalışmakta olduğunuz bir sergi hazırlığı var mı? Bundan sonraki süreçte izleyiciyi nasıl çalışmalar bekliyor?
Bu yıl Nisan ayında Cihangir’de Abitus Sanat Projeleri mekânında kişisel sergim olacak, ona hazırlanıyorum. Arada katıldığım karma sergiler oluyor ama şu an bütün enerjimi ve dikkatimi açacağım sergiye vermiş durumdayım. Bu sergimde resimlerimin de yanında şimdiye kadar hiç yapmadığım bir şey deneyeceğim ve bunu sergimde öğrenebileceksiniz çünkü sürpriz olmasını istiyorum. Bunun için çok heyecanlıyım ve büyüyü bozmak istemiyorum.

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir