Bağımsız sinemacılar ‘Demokrasi Nöbeti’nde: “Kayyum özgür sinemaya da darbe” – Bircan Değirmenci

Kayyumlara karşı başlatılan Demokrasi Nöbeti’ne katılan bağımsız sinemacılarla kente geliş sebepleri üzerine konuştuk. Çayan Demirel’in de aralarında bulunduğu sanatçılar yerel yönetimlerin kültür ve sanat üzerindeki etkilerine değinerek, kayyum atamaları için “kültür ve sanata yapılan bir darbe” yorumunda bulunuyor. Bircan Değirmenci, Diyarbakır’dan aktarıyor.

Sanat ve hayat, kimi zaman özdeş, kimi zaman karşıt sayılırlar. Hem birbirlerinin varlığını belirler hem birbirlerini tehdit ederler. En nihayetinde sanat hayatla, hayat da sanatla anlamlandırılır. Kimi zaman da iktidar tarafından üretimleri engellenerek sanat ve sanatçı hayattan koparılmaya çalışılır. Schopenhauer’ın deyimiyle ‘hayatın çektirdiği azabın yegane tedavisi olan sanat’tan uzaklaştırılırlar. Bu çekilen azabın son bulması için sinemacılar sessiz kalmadı.

Barış İçin Sinema Platformu’ndan bir grup sinemacı İstanbul, Ankara ve Kayseri’den Diyarbakır’a gelerek demokrasi nöbetine katıldı.

“Barış için sinema” sloganıyla sinema üretimi içerisinde bulunan sanatçılar, kültür sanat çalışmalarını sekteye uğratması nedeniyle atanan kayyumları protesto etmek ve bölgedeki sinemacıların yalnız olmadığını göstermek amacıyla kente geldiklerini belirterek, “Bu kültür ve sanata yapılan bir darbedir” dedi.

Ülkede son dönem yaşananlara ilişkin forumlar, toplantılar ve atölye çalışmaları yapan ‘Barış İçin Sinema Platformu’ndan bir grup sinemacı Diyarbakır Lise Caddesi’ndeki 48. gününde Demokrasi Nöbeti’ndeydi. Aralarında belgesel, kısa metraj, dizi, kurgu alanında çalışan ve sinema yazarlarının olduğu grupla Diyarbakır’a gelme sebepleri üzerine konuştuk.

İlk olarak kaldırıma sıralanmış oturanların arkasında bir sandalyede oturan Çayan Demirel çarpıyor gözümüze. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hareketleri kısıtlanan ve konuşmakta zorlanan Demirel’i temsilen yapımcısı ve hayat arkadaşı Ayşe Çetinbaş’la konuşuyoruz.

Yerine kayyum atanan Diyarabakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı ve sinemacı Çayan Demirel

Çetinbaş, bağımsız bir inisiyatif olan, son dönemlerde olup bitenlere ilişkin atölye, forum ve toplantılar yapan Barış İçin Sinema Platformu’nun 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda bir forum düzenlediğini anımsattı.

“‘Barış ve Sinema’ başlıklı bu forumda buraya gelme fikri ortaya çıktı ve organize olduk. Çayan ilk baştan beri buraya gelmek istedi. Forumdan itibaren sormaya başladı ‘ne zaman gidiyoruz?’ diye. İmkanları çok kısıtlı ama bu tür yerlere dahil olmayı çok istiyor. O motivasyonla bütün zorluklara rağmen burada olmak istedi.

“Normal şartlarda hiç bu kadar uzun süre oturamaz, sırtı ağrır ama bir saatten fazla bir zamandır oturuyor. Gayet memnun burada olmaktan. Ona da iyi geliyor, sonuçta eskiden yaptığı şeylerdi bunlar.”

Bu ülkede bağımsız sanat üretmenin çok zor olduğunun altını çizen Çetinbaş, “İnsanlar bu ülkede kendi imkanlarıyla bağımsız sanat üretmeye çalışıyorlar. Medeni ülkelerde olduğu gibi kamusal fonlar zaten çok az. Daha çok yerel yönetimlerin desteğiyle bir takım işler yapılabiliyor” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Sinemacıların fon alabildiği sadece Kültür Bakanlığı var. O da son on yılda daha çok kendi taraftarlarına destek veriyor. Bunun dışında filmlerimizi yapabildiğimiz, bir yerlerde gösterebildiğimiz, seyirciyle buluşturabilmemiz genelde yerel yönetimlerin desteğiyle oluyor.

“Festivaller yapılıyor, salonları oluyor, atölyeler yapılıyor, çeşitli kurslar veriliyor, yeni sanatçılar yetiştiriliyor. Şimdi kayyumdan sonra bütün bunlar yeniden sıfırlanıyor. Zaten zor olan bir şey daha da zor hale getiriliyor. Ama bir yandan da insanlar inatla bir şeyler üretmeye devam ediyor. Bu da çok kıymetli. Bugün tamamen dayanışma amaçlı, yalnız olmadıklarını göstermek buradayız.”

‘Kültür, sanat ve kadına yönelik darbe’

Belgesel sinemacı Güliz Sağlam ise neden burada olduklarının sorusunu şöyle yanıtlıyor:

“Çünkü 19 Ağustos’ta halkın iradesini gasp eden kayyum atamasına karşı bir dayanışma ziyareti gerçekleştirmek istedik. Uzun süredir düşünüyorduk ancak bugün gelebildik. Diyarbakır halkıyla yan yana olduğumuzu bu sembolik ziyaretle göstermek istedik.

“Daha önceki atamalardan da biliyoruz ki; öncelikle kültür sanat ve kadın kurumlarına yönelik bir saldırı oluyor. Hemen buralar kapatılıyor ve buradaki çalışmalar sekteye uğratılıyor. Son yerel seçimlerden sonra tekrar bir toparlanma olmuştu. Kültür sanat kurumları yeniden faaliyete başlamışlardı. Bu da özellikle kadınları, çocukları, kültür sanatla uğraşan kurumları birebir ilgilendiriyor ve üretimin önüne büyük bir engel olarak çıkıyor.

“Biz bunu artık çok da fazla engel olarak değil de; bu koşullarda ne yapabiliriz, nasıl dayanışma gösterebiliriz, nasıl ilişkiler kurabiliriz, nasıl bir köprü oluşturabiliriz? gibi sorularımızla birlikte geldik. Neler yapabileceğimize ilişkin arkadaşlarla fikir alışverişinde bulunuyoruz. Ağustos ayında belgesel sinemaya ilişkin bir atölye çalışmamız olacaktı. Kayyum gelince o iptal edilmek zorunda kaldı, onu önümüzdeki dönem nasıl gerçekleştirebiliriz gibi planlamaları yapmaya çalışıyoruz.”

Diyarbakır’da sokakta kamera çıkartmak ayrı bir mücadele

Belgesel sinemacı Bingöl Elmas, “buranın belgeseli yapılacak mı?” sorusunu şöyle cevaplıyor:

“Diyarbakır’da çok değerli belgesel yapan arkadaşlarımız var. Halihazırda buranın hikayesi çekiliyor. Kameraları sekteye uğratmak için bir zorba var, zorluk var. Aslında aydınlık bir sayfayken zor kullanılarak, zorbalıkla insanlar sürekli can derdine düşüyor ve bu çalışmalar kesintiye uğruyor.

“Diyarbakır’da sokakta kameranızı çıkartmanız artık bir mücadele konusu olmaya dönüşmüş durumda. Arşivlere el konuluyor. Zor koşullarda çekimler yapıyorlar. Bu iradeyi gösteren çok insan var ama bunu baskılayan da korkunç bir durum var.”

Kayyumları halkın iradesine el koyma olarak tanımlayan Elmas, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Adına seçim denen bir oyun oynadılar. Bu oyuna rağmen halk büyük bir irade gösterdi. Bunca ölüme, yıkıma rağmen cesurca bir karşı koyuş gösterdi ama bunu kabul etmek istemeyen bir zorba var ortalıkta. Biz hem bu iradeye destek verdiğimizi hem sinemacılara destek vermek istediğimizi, buraya yapılan her şeyin kendimize yapılan bir şey olduğunu göstermek, bunun çığlığını atmak, buna ses çıkartmak için buradayız.”

‘Bu demokrasiye kayyum atanmasıdır’

Diyarbakır’da yaşayan ve gelen gruba ev sahipliği yapan sinemacı İlham Bakır’a uzatıyoruz kayıt cihazımızı:

“Bu ülkede en son sandık demokrasisinin de teslim alınması artık bu ülkede demokrasinin tüketildiği anlamına geliyor. Dolayısıyla bu sadece üç tane yerel yönetime kayyum atanması değil demokrasiye kayyum atanmasıdır. Dolayısıyla sinemacılar olarak üretimlerimiz, ürettiklerimizi paylaşmamız anlamında herkes etkilenecek.

“Bu yüzden ya hep beraber ya hiçbirimiz noktasındayız. Bu anlamda ‘Barış için sinema’ sloganıyla yola çıkan arkadaşlar hem belediyelere kayyum atanmasıyla aksayan sinema çalışmalarımıza destek vermek hem de bu antidemokratik uygulamaya karşı Kürt halkıyla birlikte olduklarını göstermek için buraya geldiler.

“Bu arkadaşlar zaten bölgeye gelip giden, buradaki sinema çalışmalarıyla ortaklaşan, ortak üretim ve ortak paylaşım noktasında çalışma yaptığımız, farklı sinema çevrelerini bir araya nasıl getireceğimiz konusunda tartışma yürüttüğümüz arkadaşlar. Türkiye’de demokrasi ve sinemayla ilgili derdi olan bu konuda birlikte çalıştığımız arkadaşlar. Yanımızda olmaları bizi mutlu etti.”

‘Özgür sinemaya darbedir’

Altyazı Dergisi yazarı Enis Köspeten de, halkın iradesiyle seçilen yerel yönetimlerin kültür ve sanat üzerindeki etkilerini bildiklerini belirterek, şunları söylüyor:

“Festivaller, atölyeler, eğitim programları bu sayede gerçekleşiyor ve bizler de yakından takip edebiliyorduk. Kayyumun gelmesiyle mekanlara el konulması ve kaynakların kısıtlanması nedeniyle bu irade gaspının özgür sinemaya, özgür kültür sanat ortamına da darbe olduğunun farkındayız. O yüzden bu alanda yıllardır faaliyet veren sinemacı arkadaşlarımıza destek olmak, onların yanında olduğumuzu göstermek için buradayız.”

Kaynak: KARINCA

İlginizi çekebilir