Alevilik dosyası-2: Bir muhalefet hareketi olarak Alevilik – Hüseyin Kalkan

‘Alevilik daha başlangıcında muhalif bir akım olarak ortaya çıktı. Bir isyan ideolojisi oldu. Bütün Osmanlı dönemi boyunca bu karakterini sürdürdü. Bugün egemenlerin Aleviliği bir tehlike olarak görmeleri, biraz da bu geçmişe duyulan kinden kaynaklı’

Geçtiğimiz yıl 34 kez Alevilerin kapılarına işaretler konuldu, tehdit edildiler. İktidara yakın yayın organları ve televizyon kanalları Aleviler aleyhine haberlere ve yazılara yer verdiler. En son bir televizyon kanalına konuşan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, saldırganların da Alevi olduğunu söyledi.

Bu yaklaşım doğal olarak Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırıların faillerinin yakalanmamasına, cezalandırılmamasına yol açıyor.

Alevilerden alınan vergilerle imamların maaşı ödenirken, Diyanet’e ait camilerin masrafları karşılanırken, Alevilere ait cemevlerine en küçük bir yardımda bulunulmamakta. Alevilerin bu doğrultudaki talepleri sürekli olarak ötelenmektedir. Çalıştaylarla Alevileri Sünnileştiremeyeceklerini gören iktidar artık Alevi sözcüğünü bile telaffuz etmemektedir.

Anadolu’da Alevilik, Babailer İsyanı ile başladı. Tabii ki ondan önce birçok Kadiri şeyhi bu topraklara ayak basmıştı ve kitleleri etkilemişti. Ama Babailer İsyanı ile birlikte durum kuvvetten fiile dönüştü. Selçuklu devleti büyük bir sarsıntı geçirdi.

Bu isyan Selçuklu devletine karşı yoksul halkın başkaldırısıdır. Alevilik, bu isyanın ideolojisi olmuştur. Babailer farklı bir isyancı ve isyan modeli ortaya koymuşlardır. Adıyaman’da başlayan isyana halk her şeyi ile katılmıştır. Kadın, erkek, çocuk, kedi, köpek, koyun, keçi ve atları ile harekete geçmişlerdir. İsyanın ana gövdesini Kürtler oluştururken, Ermeniler, Türkmenler ve Rumlar da isyana katılmışlardır.

Babailer, Adıyaman’da Konya Ovası’na kadar Selçuklu ordusunu 9 kez yenilgiye uğrattılar. Selçuklu devleti ancak Frenklerden paralı asker kiralayarak isyanı durdurabildiler. Konya Ovası’nda yaşanan son savaşta Babailer; kadın, çocuk, erkek demeden öne atıldılar. Büyük bir cenk yaşandı. Yoksul köylülerden oluşan Babailer, zırhla donatılmış Frenk askerlerine fazla dayanamadılar. Konya Ovası âdeta cesetlerle doldu. Yenilgiye uğrayan yoksul savaşçılar dağlara çekildiler. İşte bugünkü Alevilerin ataları dağlara çekilen o yoksul dervişlerdi. Yenilgiden sonra Baba İshak öldürüldü, Amasya Kalesi’nde hapis olan isyanın manevi lideri Baba İlyas idam edildi.

Osmanlı döneminde Alevi ayaklanmaları

Osmanlı döneminde de Alevi kaynaklı isyanlar sürdü. Osmanlı devleti bu isyanlarla sarsıldı, isyanları bastırmak için büyük kuvvetler ayırmak zorunda kaldı. Şah Kulu isyanı, Nur Ali Halife, Şeyh Celal, Baba Zünnün ve Kalender Çelebi ayaklanmaları Osmanlı döneminde yaşanmış Alevi temelli isyanlardır. Bu isyanlara yüz binlerce Alevi katılmış defalarca Osmanlı ordularını yenmişlerdir. Ancak sonuç olarak Osmanlı, düzenli ordusuyla üstün gelmiş ve ayaklanmaları bastırmıştır. Bu durumu büyük katliamlar izlemiştir. Bunların başında Yavuz Sultan Selim döneminde uygulanan Alevi katliamıdır. Bazı kaynaklara göre Yavuz döneminde 80 bin Alevi katledilmiş ve kuyulara doldurulmuştur. Bu durumun doğal sonucu olarak katliamdan kurtulan Aleviler dağlara çekilmiş, Osmanlı ordularının erişemediği bölgeleri kendilerine yurt seçmişlerdi.

Alevilik-Bektaşilik

Elbette ki Alevilik tek kaynaktan gelmez. Tek bir etnik kimliğin inancı da değildir. Kemal Bülbül’ün de belirttiği gibi sadece şunu söyleyebiliriz, Türkiye Cumhuriyet sınırları içinde yaşayan Alevilerin büyük bölümü Kürt kökenlidir. Ancak Kürtler dışında önemli bir Türk kökenli Alevi ve Bektaşi yaşar Türkiye’de.

Özellikle Bektaşilik, Alevilik içinde bir Türk koludur denilebilinir. Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları içinde doğan Bektaşilik, Özellikle Osmanlı’nın Balkanlarda gelişip yerleşmesine yardım etmiştir. Osmanlı devleti tarihi üzerinde çalışan ünlü tarihçi Ömer Lütfü Barkan, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda istila devirlerinin Kolonizatör Türk dervişleri ve zaviyeler’ isimli makalesinde Bektaşi dervişlerinin Balkanlardaki faaliyetlerini inceler. Osmanlı devletinin yayılma dönemine denk gelen bu olgu Bektaşilikle devlet arasındaki yakın ilişkiyi gösterir. Gerçekten de Osmanlılar, fethedilen yerleri kendi toprakları hâline getirmesi, devlet ve toplum yönetimi, vergi düzenlemesi ve toprak kullanımı, vakıf ve temlikler, gayrimüslim unsurlarla münasebetler vb. pek çok konuda bazı değişiklikler yapmakla dervişlere dayanmışlardır. Daha sonra Osmanlı ile Bektaşilerin arası bozulmuş, özellikle Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra, Bektaşiler de yeraltına çekilmek zorunda kalmışlardır.

Cumhuriyet ve Alevilik

Alevilik, Cumhuriyet döneminde de bir muhalefet odağı olmayı sürdürdü. 1. Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Alevilik tekrar devletin ilgi odağı oldu. Onların desteğini almak neredeyse bir zorunluluk oldu. Talat ve Enver paşalar, Bektaşi Ocağı’nı ziyaret ederek, ocak postnişinin de destek sözünü aldılar.

Aynı yaklaşımı Mustafa Kemal de benimsedi. O da Bektaşi Ocağı’nı ziyaret etti ve destek sözü aldı. Hatta dönemin postnişine Mustafa Kemal savaşta kullanması için maddi bağışta da bulundu. Ancak savaş kazanıldıktan sonra, Alevi-Bektaşi tekkeleri ve zaviyeleri kapatıldı. Hem Koçgiri hem Dersim, Kürtlüklerinin yanı sıra Alevilikleri de tehlike görülüp bastırıldı.

Çok partili dönemle birlikte yeniden bir siyaset yapma olanağı belirince, Aleviler sol siyasetten yana ağırlıklarını koydular.

1965’te yapılan genel seçimlere katılan Türkiye İşçi Partisi (TİP) ağırlıklı olarak Alevi oyları ile Meclis’e 15 milletvekili ile girdi. Bu süreçten sonra Aleviler bir bütün bir kitle olarak egemenlerin hedefi haline geldi. Önceki bölümde ele aldığım katliamlar, devletin ve sivil faşistlerin tezgâhı ile uygulanmaya koyuldu.

Çözüm demokratik ve laik bir anayasa

Alevilerin evlerinin kapılarına işaret koymak aniden ortaya çıkmış bir olay değil. AKP’nin sistemli olarak yürüttüğü Sünnileştirme politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bir durum. Sorunu ve çözüm yollarını Alevi toplumunun önemli simalarından HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ile konuştuk.

Alevilere yönelik saldırılarla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Bizim tespit edebildiğimiz veya kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bugüne kadar İstanbul, İzmir, Ankara başta olmak üzere Malatya, Adıyaman, Adana, Gaziantep, Mersin, Erzincan, Balıkesir, Aydın, Elazığ ve İzmit illerinde 34 vaka yaşanmıştır. Bu vakaların devam etmesinin sebebini öncelikle yetkililerin açıklamalarında aramak gerekir. Yaşanan birçok olay sonrası genelde hiçbir açıklama yapılmazken, ısrarlı sorular üzerine âdeta olayı önemsizleştiren “sarhoş veya çocuk işidir” yönünde açıklamalar ile gündemden düşürülmeye çalışılmıştır.

Erdoğan ve Aleviler

AKP iktidarının göreve geldiği günden beri Alevilere yönelik sürdürdüğü politikaların bu yaşananlarla direkt ilişkisi vardır. Başta şimdiki Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda Alevileri yuhalatmasından tutun da Cemevlerine bakış, AİHM kararlarına rağmen Alevi öğrencilere zorunlu din derslerinin okutulmasına kadar bir dizi olumsuz yaklaşımlar, Sünni/İslam anlayışıyla yetişen kesimlerde Alevi toplumuna karşı nefret dilinin yerleşmesine sebep olduğu aşikârdır. Türkiye’de Alevilerin kanunen bir statüsü yoktur. Neredeyse 82 milyonun hepsinin Sünni inanca ve Türk etnik kökenine sahip olduğu algısı genel kabulmüş gibi görülmektedir. Kürt kimliğini yok sayan bu tekçi anlayış Alevi inancını da yok saydığı gibi bu tür saldırıları engellemeye yönelik herhangi bir adım atmadığı için Alevi toplumunda incinmenin de ötesinde zihinsel bir kopuş yaşanması söz konusudur. Herkes gibi eşit vergi vermesine rağmen inançsal eşitlik talepleri karşılanmıyor, bu da devlet ile olan bağını sorgulamaya itiyor. Biz, Türkiye’de yaşayan bütün kimliklerin ve inanç gruplarının vatandaşlık haklarından eşit olarak yararlanmasını talep ediyoruz.

Zorunlu din dersi nasıl bir stratejinin ürünüdür?

Bu strateji makbul vatandaş yaratma stratejisidir. Bu bir devlet politikasıdır ve bu devletin makbul vatandaşı ise Türk ve Sünni olan bir insandır. Diğer taraftan da AKP iktidarının “Dindar ve Kindar” nesil yetiştirme projesi var ki bu da Sünni İslam dindarlığıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu derslerden çıkarılması yönündeki 2007 ve 2014 yılında aldığı kararlar görmezden geliniyor, iç düzenleme yapılması yönünde herhangi bir adım atılmıyor.

AKP, Alevi sorununu çözemez

Biz Alevilerin Türkiye’de sorunları vardır ve bu sorunlar Anayasa’dan, yasalardan ve devleti temsil eden yetkililerden kaynaklıdır. Cemevlerinin ibadethane statüsünde kabul edilmemesi, eğitim sisteminin başta zorunlu din dersleri olmak üzere neredeyse tüm müfredatının Sünni inanç ekseninde olması, başta Diyanet ve yurt dışında da TİKA olmak üzere devletin tüm kurumlarının Alevileri asimile edecek şekilde konumlanması ve bu yönde icraatlar sergilemeleri, kamuya ve son yıllarda özel sektöre dahi personel alırken Alevi inancına mensup insanların tercih edilmemesi yaşanılan en büyük sorunlardır. Öyle anlaşılıyor ki, Alevilerin demokratik taleplerinin sürekli ötelenmesi bir iktidar politikasıdır ve bu iktidar gitmediği sürece de ilerleme kaydedilmeyeceği artık herkesçe bilinmektedir.

Alevileri nasıl bir süreç bekliyor?

Bütün bu sorunlar gerçek anlamda laik ve demokratik bir Anayasa ile çözülebilecek sorunlardır. Devleti yönetenlerin, icra makamında bulunan insanların görevi Alevilik güzellemesi yapmak, kuru ve boş kardeşlik edebiyatı yapmak değil bu sorunları çözmektir. Alevilerin demokratik talepleri ortak bir mücadele ile ama öncelikle toplumun üzerine çökmüş AKP iktidarının yenilmesi ve yeni bir Anayasa’yla çözülecektir. Bunun için de Alevi örgütlerinin ve Alevi halkının kendileri gibi yok sayılan topluluklarla ortak mücadele hattında bulunmaları ile mümkün olacaktır.

‘Demokrasi mücadelesini yoğunlaştırmalıyız’

Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevilere yönelik baskıların toplumsal bir gerginlik yarattığını belirterek, demokrasi vurgusu yapıyor. Alevilere yönelik saldırıları değerlendiren Fırat, saldırılarda siyasi konjonktürün etkili olduğunu belirtiyor. Fırat sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’deki bu siyasi konjonktür de bunda çok etkili. İnsanlar kutuplara bölünüyor. Türkiye’de ciddi bir gerginlik var. Kindar ve dindar bir nesil yetiştiriliyor. Ötekileştirici söylem her gün devam ettiriliyor. Bu doğru bir yaklaşım değil.

Bu tür vakaların yaşanmaması için tüm toplumun özellikle siyasetçilerin kindar ve kirli dili bırakmalarını arzuluyoruz. Sevgi, kardeşlik, barış üzerine isteğimiz var. Bu toplumu geren zihniyet yerine kesinlikle siyasilerin birlik ve beraberliği sağlaması, demokrasinin geliştirilmesine yönelik argüman geliştirilmesi gerekiyor.

Alevilere yönelik kapı işaretlemeler de dâhil olmak üzere 100’e yakın vaka yaşandı. Hükümet, en küçük bir tepki dile getirmedi. Her şey dış mihraklara havale ediliyor. Bu ülkede Sivas ve Maraş katliamları yaşandı. Artık siyasilerin daha tarafsız ve etkin davranmasını arzuluyoruz. Bunu yapmadığı için siyasi yapının kapı işaretlemelerde büyük bir payı var.”

Bilimsel eğitim

Din dersi zorunluluğunu değerlendiren Celal Fırat, bilimsel bir eğitimden yana olduklarını belirtiyor. Fırat, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye genelinde günde iki tane kadın cinayeti yaşanıyor. Çocuklar cinsel istismara maruz bırakılıyor. Din dersi vermekle bu toplumsal sorunlar bitmiyor. Ne yapmak lazım toplumsal anlamda bir eğitim seferberliği başlatmak lazım. Bu din dersi zorunluluğu çözüm odaklı değil. Oysaki insanları bilime ve ilime yöneltmek lazım, 8 yaşındaki bir çocuğu cinsel obje çerçevesinde görürsen kız ve erkek çocukları aynı sınıflarda okutmazsan, istismar kaçınılmaz bir olgu olur. Hükümetin herkese eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde eğitim hakkını uygulaması lazım. Bilimsel eğitimden yanayız.”

İmamın maaşını ödemek

Celal Fırat, Alevilerden alınan vergilerle de on binlerce cami imamının ve Diyanet çalışanının maaşının ödendiğini belirterek, Alevi kurumların elektrik parasının bile ödenmediğini belirtiyor. Fırat şunları ekliyor: “Bu ülkede camilerde 100 binlerce imam var. Şu an bunların maaşlarını ben de ödüyorum. Her secde ettiklerinde şunu söylemeleri lazım, bu ülkede biz ibadetlerimizi yapıyoruz diğer inançlar da özgürce inançlarını yaşayabilsin. Eğer bize yapılan kendilerine yapılsaydı ne düşünürlerdi. Eğer empati yaparsak bu sorunlara çözüm üretilir. Herkesin artık elini taşın altına koyması lazım.”

Demokrasi ve Aleviler

Alevi sorunu ile demokrasi sorununun iç içe olduğunu vurgulayarak çözümün demokraside gördüğünü söyleyen Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bizim demokrasi ekseninde mücadeleyi yoğunlaştırmamız lazım. Bir suya vücut nasıl ihtiyaç duyuyorsa biz Aleviler demokrasiye ihtiyaç duyuyoruz. Ayrıca, herkese eşit yurttaşlık felsefesini temel alan bir yönetime ihtiyaç var. Kimseyi ötekileştirmeyen, 72 milleti aynı gözde gören bir anayasa ihtiyacı var bu ülkenin. Biz, bu anayasanın oluşması için yoğun bir şekilde mücadele edeceğiz. Türkiye’de olsun Avrupa’da olsun yoğun bir şekilde çalışacağız.”

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir