Adalet ve demokrasi yürüyüşleri – Nejla Kurul

“Yürümek spor değildir” diye başlıyor Gross. Asıl olan yürümenin ne için gerçekleştirildiği! Yolların farkına varmak, manzarayı sindirmek, ayakların altındaki toprağı hissetmek. Bir nefes almak, biraz da düşünmek (1). Otoriterleşen ülkelerde yürümek; boyun eğmemek, iktidarın böl-yönet’ine karşı iyi karşılaşmaları sağlayan politikalar üretmek demek…

HDP “darbeye karşı demokrasi” sözüyle otoriter siyasal koşullarda ve Covid-19 riski altında yürüdü. CHP’nin “adalet yürüyüşü” (15 Haziran-9 Eylül 2017) OHAL koşulları altında olmuş, iki yüz binin üzerinde kişi katılmıştı. CHP’nin adalet yürüyüşü sırasında yazdığım bir yazı, şu sıralardaki düşünce ve hislerin benzerliğini ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle adalet ve demokraside bir yol alamadığımızı, iktidarın değil, toplumun gücünü ortaya koyan demokrasinin hala uyukluyor olduğuna işaret ediyor (2):

“Havanın kurşun gibi ağır olduğu” OHAL koşullarında, Nazım Hikmet’in dizelerinde ifade ettiği gibi ‘bağır bağır bağırıyor’ insanlar. Edvard Munch’ın tablosunda simgelenen çığlık, ‘adalet çığlığı” olarak kurşun gibi havaya karışıyor. Çığlıklar ve iniltiler, kâh Nuriye ve Semih’in açlığına, kâh cılız oturma eylemlerine, imza kampanyalarına, grevlere ve basın açıklamalarına karışıyor. Bir bekleme hali var, ama beklenen de bir türlü gelmiyor. Eugenio Borgna’nın tanımladığı gibi, “kaygıya demir atmış” bir bekleyiş bu! Yaşayan varlık sıkıştırılmış; daha büyüyüp gelişip güçlenebilecekken giderek küçülüyor.

Bu sözlerdeki etkiler sürüyor, ancak adalet yürüyüşünden beri siyasal iktidar da ezberini koruyor. OHAL dönemi KHK’leri, tüm sonuçları ile olduğu yerde duruyor. Gazeteciler ve avukatlar cezaevinde. Açlık grevleri çığlığın bir parçası.

Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve HDP eş genel başkanları, önceki dönem milletvekilleri ve binlerce Kürt siyasetçi cezaevindeler. Devletin koruması altındaki politik tutuklu ve hükümlüler, infaz yasası kapsamı dışında tutularak Covid-19 tehdidiyle cezalandırılıyor.

Kamuda 4.7 milyon emekçi çalışıyor. Bunların artık önemli bir kısmı “üniformalı istihdam”! Asker, polis, korucu, özel güvenlik görevlisi ve son olarak bekçiler. Bütçe gelirlerinin dörtte biri savunma, güvenlik ve kamu düzeni için kullanılıyor, yurttaşların bütçe üzerine söz kurma hakkı neredeyse sıfır.

Covid-19 salgınıyla ortaya çıkan işsizlik ve yoksulluk karşısında dayanışma geliştiren İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyelerinin “yardım kampanyaları” engelleniyor. “Devlet içinde devlet olmaz” diyen anlayış, seçilmiş belediyeleri adeta devlet tanımı içinden çıkardı. AKP-MHP ittifakı dışında kalan tüm belediyeleri tetikte olmaya sevk eden bir uygulama var. Fırat’ın batısında belediye başkanları sindirilirken, Fırat’ın doğusunda ise seçilmiş 65 belediye başkanlığının 45’ine kayyumlar atandı (3). AKP-MHP bloğu, seçim sonuçlarını tanımıyor.

Siyasal iktidar, HDP’yi keyfi biçimde suçlu ilan ederek, onun toplumla, siyasal partilerle, meslek örgütleri ve diğer sivil toplum örgütleri ile kurduğu bağları, kesişim alanlarını, ortaklıklarını, kısaca karşılaşmalarını engellemeye çalışıyor. Tüm baskılara rağmen HDP demokratik, sosyal ve ekonomik haklar üzerindeki baskıları görüyor, yaşıyor ve yürüyüşü ile adalet, demokrasi ve barışı yeniden anımsatıyor. Yeni bir yaşam önümüzde duruyor, tek engel korkular ve korkuyu sömüren siyasal iktidar.

İktidarın bilmediği ama demokratların bildiği bir şey var: Diğer partiler barış ve demokrasi taleplerini hak ettiği biçimde içermiyorsa, HDP’nin yokluğu ya da işlevsizliği, demokrasinin yokluğudur. Bu yokluk sınırsız bir iktidar ve devlet pratiğine teslim olmuş yurttaşlar, birbirine benzer, hatta aynılaşmış bir siyasetin hiçliğine kayıtsız milyonlarca seçmen, yaşadığı ülkeye küskün milyonlarca yurttaş demektir.

Artık farkındayız: Demokrasi sadece yapılarak öğrenilebilir. Hiçbir yurttaş, dili çalınmış, kültürü istila edilmiş, seçme iradeleri yok sayılmış, temsilcileri cezaevinde veya dışarıda susturulmuş Kürt toplumuna kayıtsız kalamaz. HDP etkileyebildiği güçleri ile demokrasinin, adaletin, insan haklarının ve barışın samimi savunucusudur, amacı ortak varoluş demokrasisini inşa etmektir. Bunun anlamı, uykuya dalmış demokrasi güçlerini uyandırmak, toplumsal kıvrımları açmak, hissetme ve duygulanım gücümüzü artırmaktır. Düşünme ve eyleme gücümüzü artırmak diğerleriyle daha çok etkileşime girmek ve ortak varoluş ilişkileri yaratmaktır.

Dipnotlar:
(1) Frédéric Gros, Yürümenin Felsefesi (Çev: Albina Ulutaşlı) Kolektif Kitap.
(2) https://www.politikyol.com/nejla-kurul-yazdi-adalet-yuruyusunde-sozu-asan-icerik/
(3) http://yeniyasamgazetesi1.com/hdp-yonetimindeki-65-belediyeden-45ine-kayyum/

 

İlginizi çekebilir