IŞİD’e aşk için çıkılan yolculuğun hazin sonu

IŞİD’DE KADIN OLMAK: KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI- 5

Kürt Yağmur’a göre onun hayatı; ‘Aşk için çıkılan yolculuğun hazin sonu.’ Yağmur, yine de IŞİD’i tersinden savunuyor: ‘DAİŞ’liler 2-3 kadın alıyordu. Ama onların rızkını karşılamıyordu. Kurallar yerine getirilirse, bu İslam’a göre haram değil’

Fatma Koçak-Kobani

IŞİD’e katılan kadınların ortak bir profilini çıkarmak çok kolay değil, ancak hikayelerini dinlediğinizde dikkat çekici bazı benzerlikler görüyorsunuz. Dosyamızın bu bölümünde görüştüğüm Kürt Yağmur Kılıç ve Tunuslu Fatma Hesen Şex, katı dini kuralları benimsemelerini yaşadıkları çocukluk travmalarıyla izah etmeye çalışıyorlar. IŞİD’in vahşetini ise, “Ama aslı öyle değil. Pratikte hatalar yapıldı” diyerek örtülü biçimde savunuyorlar.

Kürt Yağmur…

Aslen Konya Kürtlerinden olan ve Norveç’te büyüyen 24 yaşındaki Yağmur Kılıç, Türkiye ve Norveç vatandaşı. Çocuğu olmayan Yağmur’un örgüt içinde kendine taktığı isim Um Bekir El Kurdi. Suriye’ye geldikten sonra Norveç vatandaşlığının iptal edildiğini söylüyor. Yağmur, “Açık bir ailem vardı. Öyle katı geleneklerimiz yoktu. Babam Kürt siyasi hareketi nedeniyle cezaevinde kalmış. Çıktığında ben çok küçükmüşüm. Bizi alıp Norveç’e yerleşmiş” diye anlatıyor.

“Annem Norveç’teki yaşama alışamadı, evini özlüyordu. Ben 6 yaşındayken kendini asarak intihar etti” diye sözlerine devam eden Yağmur, annesinin ölümünden sonra davranışlarının değiştiğini ve giderek içine kapandığını söylüyor.

Cehenneme düşmek!

Annesinin intiharından sonra Müslüman komşularının sürekli, “Senin annen kendini astı, cehenneme gitti” dediklerini anlatan Yağmur, çocuk aklı ile annesini cehennemden kurtarmanın yol ve yöntemlerini aradığını söylüyor: “12 yaşındaydım. Ailemde kapalı kimse yoktu. Zaman zaman babamdan gizli kapanıp, namaz kılıyordum. Annemi cehennemde yanmaktan ancak böyle kurtarabileceğimi söylediler.”

Yağmur 16 yaşında tamamen kapanmış, ardından çevresi değişmiş. Evlerinin yakınında bulunan, dini sohbetlerin yapıldığı bir mescide gidip gelmeye başlamış. Mescittekilerin önerisiyle Ömer Küçükavcı adında Türkiyeli bir Kürt’le görüşmeye başlamış. Onunla evlendiğini anlatan Yağmur, babasının, yaşı küçük olduğu için evlenmesine izin vermediğini ancak ısrarları sonucu razı olduğunu söylüyor.

“Eşim benim sığınağım oldu, onunlayken bütün korkularımı unuttum. Ona sonsuz bağlandım” diyen Yağmur, eşinin 2016’da IŞİD’e katıldığını anlatıyor. Yağmur’un eşi bir süre sonra arayıp kendisini çağırmış. Yağmur’a para göndermiş. Yağmur da Hatay’a gelip oradan İdlib’e geçmiş. İdlib’de bir süre El Nusra’nın elinde esir kalmış. Daha sonra IŞİD ile El Nusra arasında yapılan bir anlaşma ile mübadele edilmiş ve Rakka’ya geçmiş.

‘Yolculuğun hazin sonu’

Yağmur şöyle devam ediyor: “Rakka’ya geldiğimde eşim buraya geldiğine çok pişman olduğunu söyledi. Kaçmak için yol aradığından bahsetti. İnternette DAİŞ aleyhine propaganda yapıyordu. Yakalasalar eşimin kafasını keseceklerdi, beni de başka biriyle evlendirirlerdi. Bir süre sonra YPG’den birilerine ulaştı ve birlikte kaçtık. Fırat Nehri’ni yüzerek geçtik, sonra da YPG’liler gelip bizi aldı.”

IŞİD içinde 6 ay kaldığını, bu zamanı da hep evde geçirdiğini anlatan Yağmur’a göre onun hayatı; “Aşk için çıkılan yolculuğun hazin sonu.” Eşinin IŞİD zulmünden çok bahsettiğini, bu nedenle sokağa çıkmadığını söyleyen Yağmur, makyaj yapmayı çok seviyormuş. Birkaç defa makyaj yapmış, ancak eşi “Bu ceza gerekçesi, bir komşu görse kırbaç cezası veriler” dediği için makyaj yapmayı bırakmış.

Sözde itiraf

Yağmur’un öfkesi büyük. “Ne gördün, öfkenin nedeni ne?” diye soruyoruz. Ve Yağmur’un yanıtı, tanrının buyruğuna girmek için IŞİD’e katılan kadınların tutunduğu ideolojiyi gösteriyor: “DAİŞ’liler 2-3 kadın alıyordu. Ama onların rızkını karşılamıyordu. Kurallar yerine getirilirse, bu İslam’a göre haram değil. Ben eşime yapma diyemem. Cariye de Kuran’da ve sünnette var. Kuran’da cariyelerin hakları var. Cariyeleri dövemezsin. DAİŞ yanlış yapıyordu, cariyelere zulmediyordu. Onlar (Ezidi kadınlardan bahsediyor) şeytana tapıyorlar, insan Allah’a tapar değil mi? Ama orada onların da hakları var. DAİŞ İslam’a göre hareket etmiyordu. Evlilik konusunda da yanlış yapıyorlardı, erkek bir gün önce kadınla evleniyordu bir gün sonra kadın sokakta kalıyordu. Zaten eğer DAİŞ doğru olsaydı, Kuran’a göre hareket etseydi, Allah onları indirmezdi.”

Tunuslu Fatma’nın cinleri

Tunus’un Bengazi kentinde dünyaya gelen Fatma Hesen Şex, 41 yaşında. Erkek çocuğu olmadığı için kızının ismi ile çağrılıyor. IŞİD’deki adı Um Meryem. Konuşmaya başlamadan önce “Benim cinlerim var, şimdi buradalar” diyerek önce gülümsüyor, sonra da ağlamaya başlıyor.

Fatma’nın babası Tunus’un en zenginlerinden biriymiş. Çok farklı görüşlerin olduğu bir ailede büyümüş. Kız kardeşlerinin kapalı olmadığını, evde sadece annesi ve kendisinin hicap giydiğini söylüyor. 10 yaşındayken annesinin öldüğünü anlatıyor ve “O öldükten sonra bana cinler görünmeye başladı, içime kapandım ve cehennem korkusu ile ibadete yöneldim” diyor.

Başlangıçta sadece başını kapattığını, 25 yaşında evlendikten sonra da siyah çarşaf giydiğini aktaran Fatma, tüccar olan eşinin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adına ticaret yaptığını ve 2014’te Suriye’ye gelmeye karar verdiklerini söylüyor: “Tunus’tan uçakla Türkiye’ye geldik, Hatay’dan yürüyerek Suriye’ye geçtik. Geçtikten hemen sonra geri dönmek istedim. Bir süre sonra eşim savaşta yaralandı. İdlib’de Türkmen Dağı’nın orada bir yerde 4 ay ÖSO’nun içinde kaldık. Eşim bir süre sonra Kefer Hamra bölgesine geçti, ondan sonra bir daha haber alamadım. Eşimin ÖSO’cular tarafından öldürüldüğünü öğrendikten sonra Ahrar-ı Şam grubunun yanına geçtim. Bab’da 2 gün kaldıktan sonra Rakka’ya gittim. Rakka’da da maddafeye yerleştim.”

Tunuslu Fatma cinleri
olduğunu söylüyor.

4 ay sonra Suudi Arabistanlı Abu Eyşe Cizreî ile evlenen Fatma, “Yaklaşık üç ay evli kaldım. Kocam ‘sen cadısın, cinlerin var’ diyerek beni boşadı. Bir süre daha maddafede kaldıktan sonra bacıların ısrarıyla Cezayirli Nuh Hesen Mubarek ile evlendim. Kızım Meryem’in babası odur. 2 yıl evli kaldım ancak sürekli boşanmak istedim, kabul edilmedim. Her fırsatta kavga çıkarıyor ve beni dövüyordu. Ancak iki yılın sonunda boşanabildim” diyor.
Üçüncü evliliğinden sonra tüm zamanının maddafelerde geçtiğini söyleyen Fatma, kabullenemediği ve içine giremediği sistemi kendine itiraf etmek yerine, kendini “Benim cinlerim var, o yüzden kimseyle anlaşamıyordum” diye ikna etmiş.

‘Tecavüze uğradım’

Bir süre bekledikten sonra yeniden konuşmaya başlıyor ve sürüklendiği hayatı şu cümlelerle anlatıyor Fatma: “İslam Devleti’nde kadınların hiçbir hakkı yok. Erkekler ne isterse o oluyor. Ben üç eşimden de şiddet gördüm, bana tecavüz ettiler. Kızım tecavüz sonucu doğdu. O yüzden onu tam olarak sevemiyorum. Burada yaşadığım 6 yılda tek sevdiğim şey hicabıma kimsenin karışmamasıydı. Onun dışında hiçbir zaman bütünleşemedim. Ben aslında macerayı sevmeyen, hayattan çok korkan biriyim. Bir kapı açık olsa ve bilmediğim bir yerde çık dışarı deseler, ben çıkamam korkarım. Hayat bana tersi bir kader çizdi ancak maceracı değilimdir, kimsenin hayatına karışmak istemem. Çocukluğumdan beri sessiz ve kimseye karışmayan biriydim. Yapmak istediğim tek şey kızımı büyütmek ve inancımı rahat yaşamak. Sistemlerde özgürlük yok. İslam Devleti’nde baskının başka bir çeşidi, Tunus’ta başka bir çeşidi var. O yüzden hiçbir sistemden özgürlük beklentim yok. Beni kendi halime bırakacak bir yer arıyorum.”

‘Kadınlar doğum aracı’

Fatma soru sormamıza fırsat vermiyor. Başka bir yerle konuşuyor gibi sürekli anlatıyor. Biriktirdiklerini boşaltır gibi soluksuz konuşuyor: “İslam Devleti’nde çok zulme tanıklık ettim. İç infazlar çok fazlaydı, benim ülkem Tunus’tan gelen çok kişi infaz edildi. Özellikle kadın ve erkek muhacirleri hiç sorgusuz öldürüyorlardı. Nasıl olsa aileleri arayıp sormuyor, kimse bilmiyordu. Tanıdığım bir kadın vardı, zina yaptı iftirasıyla işkence yaptılar ve işkencede öldü. Kimsenin bundan haberi dahi olmadı. Kadınların hakları yok, erkekler isterse alıyor, isterse boşuyor.
Son olarak İslam Devleti’ne seslenmek istiyorum. Kadınlara ve yaşamı düzenlemede çok yanlış yaptılar. Hiçbir zaman kadınların hislerine, duygularına, görüşlerine yer vermediler. Kadınları sadece misafirhanede tutulan ve bir gün bir erkekle, o ölünce başka biriyle evlenen bir araç olarak gördüler, kadınların ahını aldılar. Bunun için erkenden yıkılıp gittiler. Bazıları hala savunuyor ama onların savunulacak bir tarafı yoktu. Buraya gelen her muhacir kadın bir şekilde tecavüze uğradı, çocuk doğurma aracı olarak kullanıldı. Allah’ın kulu olan kadına kul statüsü vermediler. Bundan büyük günah mı olur?”

Fatma’nın son cümlesi ise “Buradan çıkarsam, dünyanın neresinde şer’i kuralların geçerli olduğu bir devlet varsa, oraya gider yaşarım” oluyor.

* Bu yazı dizisi Gazete Karınca ile eş zamanlı yayınlanmaktadır.

Tercümede yardımcı olan Siliva Şex Dawid’e teşekkürler

Yarın: Çeçenistanlı Havva Mislim ve Özbekistanlı Süreyya Mirzayeva anlatıyor…

Kaynak: Yeni Yaşam-Karınca

İlginizi çekebilir