32 bin yıl öncesine yolculuk: “İnsanlığın En Eski Muamması” – Demet Parlar

Homo Sapiens’in kendini sanat yoluyla en eski ifade etme araçları; heykel, ardından mağara resimlerinde örneklerini gördüğümüz desenler ve resimler olmuş.

Desen soyutlama yoluyla bir aktarımı, temsili gerektirir. Bu nedenle olsa gerek 19. yüzyıl sonlarında (1879) ilk kez İspanya’nın kuzey kesimlerinde üst Paleolitik dönemden kalan Altamira Mağarası’ndaki desenler keşfedildiğinde çok büyük bir şaşkınlık ve hayranlık yaratmış. Aslına bakarsanız daha sonra bulunan üst paleolitik döneme ait mağaralar, özellikle Lascaux (MÖ 15.000) ve Chauvet (MÖ 30.000) mağaraları ile bu şaşkınlık ve hayranlık günümüzde de artarak sürmekte. Bugün büyük çoğunluğu Fransa’nın batısında ve İspanya’nın kuzeyinde, ayrıca İtalya ve İngiltere’de az sayıda olmak üzere 250’ye yakın resimli mağara bulunmuştur.

1994 yılında Güney Fransa’daki Ardeche bölgesinde en son keşfedilen Chauvet Mağarası, Altamira Mağarası’ndan 25.000 yıl öncesine dair mağara resimleri içermesine rağmen buradaki çizimlerin daha mükemmel, teknik olarak en ayrıntılı, en tamamlanmış ve en gerçekçi resimler olması birçok soruyu gündeme getirmiştir.

Bu resimler ne anlama geliyordu ve ne işe yarıyorlardı? Neden mağaraların içinde erişilmesi en zor olan yerler tercih edilmişti? Neden bu mağaralarda neredeyse hiçbir insan figürü, hiçbir nesne, flora, barınak tasviri yoktu? Tarih öncesi insanlar, çok iyi çizebildikleri halde neden yalnızca hayvanları tasvir ediyorlardı? Neden bu hayvanlar aynı pano üzerinde bazen büyük bazen küçük çizilmişti? Neden aynı yerlerde el negatifleri bulunuyordu? Duvarlara çizilmiş soyut işaretlerin anlamı neydi? Bu soruların yanıtları bugün antropolog ve paleontologlar tarafından tam verilebilmiş değil ancak insanlık tarihinin bu ilk izlerinin şifresini çözmeye yönelik çalışmalar ilerleyen teknolojinin desteğiyle derinlemesine devam ediyor.

Eğer siz de bu mağaralardaki olağanüstü güzel resimlerin gizemini merak ediyorsanız 2014 yılında Can Yayınları’ndan Türkçeye “İnsanlığın En Eski Muamması” adıyla kazandırılan kitap tam size göre.

Kitabın yazarlarından ressam Bertrand David, çocukluğundan beri devam eden desen tutkusunun ve çizgi roman çizeri olmanın verdiği merakla bir paleoantropoloğun bakışından farklı bir bakışla eğiliyor mağara resimlerine ve farklı sorular ekliyor yukarıdaki sorulara: Cro-Magnon insanları çizim yapmayı nasıl öğrendiler? Neden hayvanları her zaman profilden çiziyorlardı? Desenlerin üst-üste yapılmasının anlamı neydi? Başka bir desenin üzerine hiç hata yapmadan nasıl çizim yapabiliyorlardı? Neden aynı mağarada birbirinden çok uzak dönemlerde yapılmış desenler bulunuyordu? ve 25 bin yıldan fazla bir zaman süren bu biçem değişmezliği nasıl açıklanabilir? Ve belki de en çarpıcı sorulardan biri; bu kadar uzun, neredeyse bin nesil süren bir gelenek neye yarayabilir ve bu pratik neden zaman içinde birden son bulmuştur? İnsanlık tarihinde hiçbir geleneğin 3 bin yıldan uzun sürmediğini hatırlayınca 25 bin yıl devam eden bir geleneğin anlamı daha da bir merak uyandırıyor gerçekten. Hele üst paleolitik çağ insanlarının yaşam koşullarını düşününce.

Her şey B. David’in son çalışması için senaryo fikri ararken mağara duvar resimlerinin gizemiyle ilgilenmesiyle başlıyor. Bu resimlerin güzelliğine ve mükemmelliğine çizgilerin sağlamlığına olan hayranlığı B. David’in kendi deyişiyle Sherlock Holmes’un  merak ve titizliğiyle, Indiana Jones’un kararlılığıyla insanlığın bu en eski muammasını çözmek için bir bilim insanıyla (J-L Lefrere) birlikte derinlemesine bir araştırmaya başlamasına yol açıyor. Çalışmalarını son bilimsel verilerle birlikte geliştiriyor. 2012’de karbon-14 yöntemi ile yapılan tarih çalışmalarına  göre Chauvet mağarasının eskiliğinin doğrulanması, Lascaux Mağarası’ndaki resimlerin günümüzden 23 bin yıl öncesine dayandığının tespiti kitabın tezinin önemli dayanaklarından birini oluşturuyor. Yazar özellikle Chauvet ve Lascaux arasında 15 bin yıl gibi büyük zaman farkına rağmen bu büyüleyici güzellikteki resimlerin aynı biçimde yapılma yönteminin nesilden nesile hiç değişmeden nasıl ve neden aktarılmış olduğunu anlamaya, açıklamaya çalışıyor. Üst paleolitik çağda yaklaşık 25 bin yıl süresince bu resim yapma biçeminin hiç değişmemiş olmasının yapılma nedeniyle bir ilişkisi olması yanı sıra yapılma yöntemiyle de bağlantılı olabileceği üzerinden bir tez geliştiriyor.

David mağara resimlerini, Giotto ile başladığı kabul edilen gerçekçi resim tasvirleri ile karşılaştırdığında MS 200 ile 21. yüzyıl arasında gerçekçi resim tasviri (retina sanatı) açısından sanki ‘sanat esaslı bir evrim geçirmemiştir’ yorumunu yapıyor. Aslında Picasso’nun da 1940 yılında Lascaux Mağarası’nı gezdikten sonra “Yeni hiçbir şey öğrenmemişiz” diyerek benzer bir yorum yapmış olduğunu düşününce David’in sanat tarihi ve tekniğiyle desteklediği bu yorumu insana hiç abartılı gelmiyor.

David bulgu ve yorumlarını, atalarımızın mağaralarda resim yaptığı koşulları oluşturarak deneylerle sınıyor ve bu güne kadar mağara resimleri için yapılan ritüel, büyü, gençlere avcılık eğitimi verme yorumlarının dışında bambaşka bir sonuca varıyor. Bu sonuç çerçevesinde yazarın son cümlesini alıntılamak istiyorum “… olduğunu düşünmek, insanlığın bin yıllara rağmen, güçleri ve güçsüzlükleri, yetenekleri ve sınırlarıyla bir olduğunu bize kanıtlar.”  Değişirken değişmeden kalmak Homo Sapiens’in hem en güzel hem de en zayıf yanı sanırım.

David ve arkadaşı nasıl bir sonuca mı ulaşıyor? Sorunuzun yanıtı mağara resimlerinden örneklerin de bulunduğu bu küçük ama insanda yarattığı etki büyük olan kitapta ve David’in arayış serüvenine katılmakta. İyi okumalar ya da daha doğrusu iyi yolculuklar…

Kaynak :Gazete Karınca

İlginizi çekebilir