EYLÜL DARBELERİ: ŞİLİ VE TÜRKİYE (1) / Sömürgecilik Sonrası Dönemde Yapılmış Olan Askeri Darbelere İlişkin Bir Değerlendirme – Mustafa Durmuş

Bugün, bundan tam 46 yıl önce Şili’de demokratik yollara iktidara gelmiş olan Sosyalist Başkan Allende ve Hükümetine karşı CIA tarafından organize edilmiş olan ve faşist General Pinochet öncülüğündeki Cunta tarafından yapılan kanlı darbenin yıldönümü.

Yarınsa, yine CIA tarafından organize edilmiş olan, yerli büyük sermaye tarafından da desteklenen ve faşist General Kenan Evren öncülüğündeki Cunta tarafından gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 39. Yıldönümü.

12 YILDA 15 DARBE

Bu darbelerle birlikte 1973-1985 tarihleri arasında başta Latin Amerika olmak üzere Uzak Doğu ve Orta Doğu coğrafyasında 15 civarında askeri darbe gerçekleşti. Ardından askeri diktatörlükler iş başına geldiler.
Bu darbelerin neden olduğu insani kayıplar, sosyal kayıplar ve ekonomik kayıplar ve nedenleri üzerine şu ana kadar çok şey yazıldı (bunlardan biri de tarafımca yazılmış olan “12 Eylül Askeri Diktatörlüğünü Ekonomi Politiği” adlı bir kitapçıktı. Bu çalışma Memleket Siyaset Yönetim Dergisi’nin 2011 /15 sayısında aynı adla yayımlandı).
Burada bu darbeleri bir başka bağlamda ele alan bir kitaptan bazı alıntılar yapacağım. Kitabın adı “The Divide-A brief Guide to Global Inequality and Its Solutions”. Yazarı Britanyalı bir akademisyen Prof. Jason Hickel. Basım tarihi 2017.

ULUSAL KALKINMA STRATEJİSİNE KARŞI ASKERİ DARBELER

Kitabın bu darbelere ilişkin temel yaklaşımı; bu darbelerin yapıldığı ülkelerde sömürgecilik sonrası döneme denk düşen Ulusal Kalkınmacı strateji ve politikaların uygulanıyor olmasının ABD emperyalizmine ve batıya verdiği rahatsızlık (yazarın olaylara daha çok emperyalizm (Kuzey) ve emperyalizme bağımlı ülkeler (Güney) arasındaki çatışmalardan bakan ve tartışmaya açık bir perspektifi olduğunu belirtelim). Yazının bundan sonrası tarafımdan kitaptan yapılmış özet çeviri biçiminde olup ve yazara aittir (s. 112-133).
“2. Dünya Savaşı sonrasına denk düşen Sömürgecilik Sonrası Dönemde Afrika (özellikle de Gana ve Mısır ) bir tür Afrika sosyalizmini denerken, Hindistan ve Doğu Asya’da benzer uygulamalar görüldü, buralarda bebek sanayiler kuruldu. Bunlar Batıya karşı yüksek gümrük tarifeleri uyguluyor, yabancı sermaye kontrolü yapıyor ve yabancıların özel mülkiyeti edinmesini kısıtlıyordu.
1960-1970’leri kapsayan bu Kalkınmacı Dönemde azgelişmiş ekonomiler yılda ortalama yüzde 3,2 oranında büyüdüler. Bu, sanayi devrimi döneminde batı ekonomilerinin büyüme hızlarının 2-3 katı ve sömürgecilik döneminin sömürge ekonomilerinin büyüme hızının ise 6 katından fazlaydı.
Gelir ve servet uçurumu azaldı. Öyle ki Latin Amerika’da en zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20 arasındaki servet farkı yüzde 22 azaldı, refah arttı.
1960 yılında ABD’de ortalama kişi başı gelir Doğu Asya’dakinden 13,6 kat fazlayken, bu oran 1970’lerin sonlarında 10,1’e geriledi (yüzde 26 düzelme yaşandı). Güneyin yükselişi Birleşmiş Milletler nezdinde UNCTAD’ın kurulmasıyla sonuçlandı.

MUSADDIK, SUKARNO, ALLENDE…

Kuşkusuz bu gelişmeler Batı ve ABD için tehlike arz ediyor ve darbeler çağının da önünü açıyordu. Öyle ki 1953 yılında ABD’de Eisenhower Başkan olduğunda, “kalkınmacılığı komünizme açılan yol olarak” niteleyip lanetlemişti. Bu tutum darbeler dönemini başlattı. İlk hedef İran ve Musaddık oldu. CIA darbesiyle Musaddık devrildi ve yerine Şah Pehlevi getirildi.
Guatemala’dan Brezilya’ya kadar birçok Latin Amerika ülkesinde United Fruit Company gibi büyük Amerikan şirketlerine toprak, arazi gibi imkân ve imtiyazlar sunan yerli diktatörler korunurken, Kalkınmacı Paradigmaya yönelenler birer birer devrildiler.
Guyana’da, o ana kadar seçilmiş ilk Marksist devlet başkanı 1953 yılında İngiltere tarafından devrildi. Küba’daki 1961 Domuzlar Körfezi çıkartması (Castro’ya karşı) başarısız kaldı.
Endonezya’da CIA, IMF politikalarına karşı çıkan ve yoksullardan yana yeniden bölüşüm programlarını başlatan Sukarno’yu devirmeyi amaçlayan General Suharto’ya destek verdi. ABD askeri destek ve istihbarat desteği sundu. Suharto böylece 1965 yılında yüzyılın en kanlı iç savaşını başlatarak 500 bin ila 1 milyon arasında Sukarno taraftarını katletti. 1967’de Suharto kontrolü tamamen ele geçirdi.
1966 yılında Gana devlet başkanı bir askeri darbe ile devrildi ve ekonomi IMF ve Dünya Bankası’na teslim edildi.
Bu arada, 1940-1950’lerde ABD’de gelir vergisi oranları yüzde 90’a yaklaşmıştı. Bu dönem söylenenin aksine en yüksek büyüme oranlarının da elde edildiği, aynı zamanda reel ücretlerin yüksek, sendikalaşma oranının yüzde 35’leri aşarak tarihsel zirve yaptığı bir dönemdir.
HAYEK VE FRIEDMAN DEVREDE
Gelişmeler sonucunda servetten aldığı paylar göreli olarak azalan sermaye sahibi seçkinler çareyi Hayek ve Friedman’a sığınmakta buldular. Bu iki sağcı 1947 yılında diğer sağcı entellektüeller ve politikacılarla birlikte Mont Pelerin Topluluğunu kurdu.
Friedman’a göre, enflasyon ve işsizliğin nedeni piyasaların gerçekten serbest olmamasıydı. Bu nedenle de devlet müdahaleciliğine son verilmeliydi. Ancak serbest piyasaları sadece ekonominin yasalarıyla değil, demokrasi ve özgürlük değerleriyle ilişkilendirdiğinden fikirleri oldukça güçlü bir görünümdeydi (Kapitalizm ve Özgürlük adlı kitabı).
Friedmancılara göre sadece Keynesyenler değil, komünistler, sosyal demokratlar ve Güney’deki Kalkınmacılar da ulusun düşmanıydılar. Bu iki sağcı akademisyen fiyat kontrollerine, asgari ücret yasalarına ve yoksullara verilen sübvansiyonlara karşıydılar.
1929’da patlak veren Büyük Depresyonla birlikte etkisini yitiren Klasik liberalizmi yeniden canlandıran bu iki akademisyenin öncülüğünü yaptığı bu ideolojinin adı Neo-liberalizm oldu. Neo liberaller, emekçilere verilen sübvansiyon ve diğer devlet desteklerine karşı iken, zenginleri ve büyük şirketleri koruyan düzenlemelerden ve teşviklerden yanaydılar. Şikago Okulu ise sağcıların 1970’lerdeki mabedi idi.

ŞİLİ: NEO-LİBERALİZMİN İLK DENEK’İ

Şili uygulamaları Neo-liberalizmin ilk uygulamalarıdır. Neo liberal uygulamalar asgari ücret yasasını çıkartan, ekmeğin fiyatını düşüren, ücretsiz öğrenci yemeği veren, düşük gelirlilere konut imkânı sunan, işçi sınıfının kamusal ulaştırmadan daha fazla yararlanmasına imkân veren, bakır madenlerini kamulaştıran, köylülere yeniden toprak dağıtan, sömürgeci Latifundia sistemine son veren Allende Hükümetine karşı CIA destekli Pinochet darbesi ve askeri diktatörlüğünün ardındaki ekonomik ve sosyal program olarak hayata geçirildi.
Darbecilere İngiliz yapımı savaş uçakları da Başkanlık sarayını bombalamak suretiyle destek verdi. Darbe ile birlikte CIA’nın fonladığı bir grup Şilili ekonomist (Şikago Üniversitesi Mezunları- Şikago Çocukları diye bilinirler) yeni rejimin ekonomik programını oluşturmakla görevlendirildiler. Bunların rehberi ise Friedman’ın Kapitalizm ve Özgürlük adlı kitabıydı.
Programın ilk etkileri enflasyonun yüzde 341’e, ekonominin resesyona ve işsizliğin yüzde 19’a yükselmesiyle görüldü. Sonraki yıllarda devasa bir özelleştirme başlatıldı. 500’den fazla kamu işletmesi (bankalar dâhil) özelleştirilerek satıldı. Okullar ve sosyal güvenlik sistemi özelleştirildi, tarifeler kaldırıldı, fiyat kontrollerine ve gıda sübvansiyonlarına son verildi. Sosyal hizmetler için bütçeden ayrılan pay yarıya düşürülürken, ordunun payı artırıldı”.
…devam edecek

11 Eylül 2019

Mustafa Durmuş

İlginizi çekebilir